» 2 / Bakara  Suresi:

Kuran Sırası: 2
İniş Sırası: 87

Kırık Meal (Arapça) Meali
|الم: Elif Lâm Mîm | (2:1)
|ذَٰلِكَ: Budur | الْكِتَابُ: Kitap | لَا: yok | رَيْبَ: şüphe | فِيهِ: onda | هُدًى: yol gösterici/hediye | لِلْمُتَّقِينَ: erdemlilere | (2:2)
|الَّذِينَ: Kimseler / olanlar | يُؤْمِنُونَ: Doğrularlar | بِالْغَيْبِ: gayble / gizlilikle | وَيُقِيمُونَ: ve Doğrulurlar | الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe | وَمِمَّا: ve şeyden | رَزَقْنَاهُمْ: rızıklandırıldıkları | يُنْفِقُونَ: harcarlar | (2:3)
|وَالَّذِينَ: ve Kimseler / olanlar | يُؤْمِنُونَ: Doğrularlar | بِمَا: -şeyle | أُنْزِلَ: indirilen/sunulan | إِلَيْكَ: sana | وَمَا: ve -şeye | أُنْزِلَ: indirilen/sunulan | مِنْ: -den | قَبْلِكَ: senden önce | وَبِالْاخِرَةِ: ve ahirete de | هُمْ: onlar | يُوقِنُونَ: kesinlikle inanırlar | (2:4)
|أُولَٰئِكَ: işte onlar | عَلَىٰ: üzeredirler | هُدًى: bir hidayet | مِنْ: -nden | رَبِّهِمْ: Rableri- | وَأُولَٰئِكَ: ve işte | هُمُ: onlardır | الْمُفْلِحُونَ: umduklarına erenler | (2:5)
|إِنَّ: elbette | الَّذِينَ: ki | كَفَرُوا: inkar edenler | سَوَاءٌ: eşittir | عَلَيْهِمْ: onlara | أَأَنْذَرْتَهُمْ: onları uyarman | أَمْ: yada | لَمْ: | تُنْذِرْهُمْ: uyarmasan da | لَا: | يُؤْمِنُونَ: inanmazlar | (2:6)
|خَتَمَ: mühürlemiştir | اللَّهُ: Allah | عَلَىٰ: üzerini | قُلُوبِهِمْ: kalblerinin | وَعَلَىٰ: ve üzerini | سَمْعِهِمْ: kulaklarının | وَعَلَىٰ: ve üzerine | أَبْصَارِهِمْ: gözlerinin | غِشَاوَةٌ: perde inmiştir | وَلَهُمْ: ve Onların | عَذَابٌ: bir azab | عَظِيمٌ: büyük | (2:7)
|وَمِنَ: ve | النَّاسِ: insanlardan | مَنْ: öyleleri de | يَقُولُ: derler | امَنَّا: inandık | بِاللَّهِ: Allah'a | وَبِالْيَوْمِ: ve gününe | الْاخِرِ: ahiret | وَمَا: olmadıkları halde | هُمْ: onlar | بِمُؤْمِنِينَ: inanıyor | (2:8)
|يُخَادِعُونَ: aldatmağa çalışırlar | اللَّهَ: Allah'ı | وَالَّذِينَ: ve kimseleri | امَنُوا: inanan | وَمَا: | يَخْدَعُونَ: aldatamazlar | إِلَّا: başkasını | أَنْفُسَهُمْ: kendilerinden | وَمَا: değiller | يَشْعُرُونَ: farkında | (2:9)
|فِي: | قُلُوبِهِمْ: onların kablerinde | مَرَضٌ: hastalık vardır | فَزَادَهُمُ: artırmıştır | اللَّهُ: Allah | مَرَضًا: hastalıklarını | وَلَهُمْ: ve Onların | عَذَابٌ: bir azab | أَلِيمٌ: acı | بِمَا: ötürü | كَانُوا: olduklarından | يَكْذِبُونَ: yalancı | (2:10)
|وَإِذَا: zaman | قِيلَ: denildiği | لَهُمْ: onlara | لَا: yapmayın | تُفْسِدُوا: bozgunculuk | فِي: | الْأَرْضِ: yeryüzünde | قَالُوا: derler | إِنَّمَا: sadece | نَحْنُ: biz | مُصْلِحُونَ: düzelticileriz | (2:11)
|أَلَا: İyi bilin ki | إِنَّهُمْ: muhakkak | هُمُ: onlar | الْمُفْسِدُونَ: bozgunculardır | وَلَٰكِنْ: fakat | لَا: değildir | يَشْعُرُونَ: anlayanlardan | (2:12)
|وَإِذَا: zaman | قِيلَ: denildiği | لَهُمْ: onlara | امِنُوا: iman edin | كَمَا: gibi | امَنَ: inandıkları | النَّاسُ: insanların | قَالُوا: derler | أَنُؤْمِنُ: inanır mıyız? | كَمَا: gibi | امَنَ: inandığı | السُّفَهَاءُ: beyinsizlerin | أَلَا: iyi bilin ki | إِنَّهُمْ: doğrusu onlardır | هُمُ: onlar | السُّفَهَاءُ: asıl beyinsizler | وَلَٰكِنْ: fakat | لَا: değildir | يَعْلَمُونَ: bilenlerden | (2:13)
|وَإِذَا: zaman | لَقُوا: rastladıkları | الَّذِينَ: kimselere | امَنُوا: inanan | قَالُوا: derler | امَنَّا: inandık | وَإِذَا: ve zaman | خَلَوْا: yalnız kaldıkları | إِلَىٰ: ile | شَيَاطِينِهِمْ: şeytanları | قَالُوا: derler | إِنَّا: şüphesiz biz | مَعَكُمْ: sizinle beraberiz | إِنَّمَا: elbette sadece | نَحْنُ: biz | مُسْتَهْزِئُونَ: (onlarla) alay ediyoruz | (2:14)
|اللَّهُ: Allah | يَسْتَهْزِئُ: alay eder | بِهِمْ: kendileriyle | وَيَمُدُّهُمْ: ve onları bırakır | فِي: içinde | طُغْيَانِهِمْ: taşkınları | يَعْمَهُونَ: bocalayıp dururlar | (2:15)
|أُولَٰئِكَ: işte onlar | الَّذِينَ: | اشْتَرَوُا: satın aldılar | الضَّلَالَةَ: sapıklığı | بِالْهُدَىٰ: hidayet karşılığında | فَمَا: etmedi | رَبِحَتْ: kâr | تِجَارَتُهُمْ: ticaretleri | وَمَا: ve değildir | كَانُوا: olanlardan | مُهْتَدِينَ: doğru yolu bulan | (2:16)
|مَثَلُهُمْ: Onların durumu | كَمَثَلِ: durumu gibidir | الَّذِي: kişinin | اسْتَوْقَدَ: yakan | نَارًا: ateş | فَلَمَّا: ne zaman ki | أَضَاءَتْ: aydınlatır | مَا: | حَوْلَهُ: çevresini | ذَهَبَ: giderdi | اللَّهُ: Allah | بِنُورِهِمْ: onların nurunu | وَتَرَكَهُمْ: ve onları bıraktı | فِي: içinde | ظُلُمَاتٍ: karanlıklar | لَا: değildir | يُبْصِرُونَ: görenlerden | (2:17)
|صُمٌّ: sağırdırlar | بُكْمٌ: dilsizdirler | عُمْيٌ: kördürler | فَهُمْ: onlar | لَا: değildir | يَرْجِعُونَ: dönecek | (2:18)
|أَوْ: ya da (onlar) | كَصَيِّبٍ: boşanan yağmur gibi | مِنَ: -ten | السَّمَاءِ: gök | فِيهِ: içinde | ظُلُمَاتٌ: karanlıklar | وَرَعْدٌ: ve gök gürlemesi | وَبَرْقٌ: ve şimşek (ler) | يَجْعَلُونَ: tıkarlar | أَصَابِعَهُمْ: parmaklarını | فِي: içine | اذَانِهِمْ: kulakları | مِنَ: -nden | الصَّوَاعِقِ: yıldırım sesleri | حَذَرَ: korkusuyla | الْمَوْتِ: ölüm | وَاللَّهُ: oysa Allah | مُحِيطٌ: tamamen kuşatmıştır | بِالْكَافِرِينَ: inkarcıları | (2:19)
|يَكَادُ: neredeyse | الْبَرْقُ: şimşek | يَخْطَفُ: kapıverecek | أَبْصَارَهُمْ: gözlerini | كُلَّمَا: zaman | أَضَاءَ: aydınlattığı | لَهُمْ: onları | مَشَوْا: yürürler | فِيهِ: o(nun ışığı)nda | وَإِذَا: zaman | أَظْلَمَ: karanlık çöktüğü | عَلَيْهِمْ: üzerlerine | قَامُوا: dikilip kalırlar | وَلَوْ: eğer | شَاءَ: dileseydi | اللَّهُ: Allah | لَذَهَبَ: elbette götürürdü | بِسَمْعِهِمْ: işitmelerini | وَأَبْصَارِهِمْ: ve görmelerini | إِنَّ: Şüphesiz | اللَّهَ: Allah'ın | عَلَىٰ: üzerine | كُلِّ: her | شَيْءٍ: şey | قَدِيرٌ: gücü yeter | (2:20)
|يَا: EY/HEY/AH | أَيُّهَا: SİZ! | النَّاسُ: insanlar | اعْبُدُوا: kulluk edin | رَبَّكُمُ: Rabbinize | الَّذِي: "o ki;" | خَلَقَكُمْ: sizi yarattı | وَالَّذِينَ: "ve o ki;" | مِنْ: (siz)-den | قَبْلِكُمْ: sizden öncekileri | لَعَلَّكُمْ: belki | تَتَّقُونَ: korunursunuz | (2:21)
|الَّذِي: O (Rabb) ki | جَعَلَ: kıldı | لَكُمُ: sizin için | الْأَرْضَ: yeri | فِرَاشًا: döşek | وَالسَّمَاءَ: ve göğü | بِنَاءً: bina | وَأَنْزَلَ: ve indirdi | مِنَ: -ten | السَّمَاءِ: gök | مَاءً: su | فَأَخْرَجَ: çıkardı | بِهِ: onunla | مِنَ: -den | الثَّمَرَاتِ: çeşitli ürünler | رِزْقًا: rızık olarak | لَكُمْ: sizin için | فَلَا: öyleyse | تَجْعَلُوا: koşmayın | لِلَّهِ: Allah'a | أَنْدَادًا: eşler (denk) | وَأَنْتُمْ: ve siz de | تَعْلَمُونَ: bile bile | (2:22)
|وَإِنْ: eğer | كُنْتُمْ: iseniz | فِي: içinde | رَيْبٍ: şüphe | مِمَّا: -den | نَزَّلْنَا: sana indirdiğimiz | عَلَىٰ: -e | عَبْدِنَا: kulumuz (Muhammed) | فَأْتُوا: haydi getirin | بِسُورَةٍ: bir sure | مِنْ: | مِثْلِهِ: onun gibi | وَادْعُوا: ve çağırın | شُهَدَاءَكُمْ: şahitlerinizi | مِنْ: -dan | دُونِ: başka | اللَّهِ: Allah | إِنْ: eğer | كُنْتُمْ: iseniz | صَادِقِينَ: doğru | (2:23)
|فَإِنْ: yok eğer | لَمْ: | تَفْعَلُوا: yapmadınızsa | وَلَنْ: ki asla yapamayacaksınız | تَفْعَلُوا: | فَاتَّقُوا: o halde sakının | النَّارَ: ateşten | الَّتِي: ki | وَقُودُهَا: onun yakıtı | النَّاسُ: insanlar | وَالْحِجَارَةُ: ve taşlardır | أُعِدَّتْ: hazırlanmış | لِلْكَافِرِينَ: inkarcılar için | (2:24)
|وَبَشِّرِ: ve müjdele | الَّذِينَ: kimseleri | امَنُوا: inanan | وَعَمِلُوا: ve işleyen | الصَّالِحَاتِ: salih işler | أَنَّ: muhakkak | لَهُمْ: onlar için vardır | جَنَّاتٍ: cennetler | تَجْرِي: akan | مِنْ: -ndan | تَحْتِهَا: altları | الْأَنْهَارُ: ırmaklar | كُلَّمَا: her | رُزِقُوا: rızıklandırıldıklarında | مِنْهَا: onlardaki | مِنْ: -den | ثَمَرَةٍ: meyve | رِزْقًا: rızk olarak | قَالُوا: derler | هَٰذَا: Bu | الَّذِي: şeydir | رُزِقْنَا: rızıklandığımız | مِنْ: -den | قَبْلُ: daha önce | وَأُتُوا: verilmiştir | بِهِ: onlara | مُتَشَابِهًا: ona benzer | وَلَهُمْ: ve Onların | فِيهَا: orada | أَزْوَاجٌ: eşler | مُطَهَّرَةٌ: tertemiz | وَهُمْ: ve onlar | فِيهَا: orada | خَالِدُونَ: ebedi kalacaklardır | (2:25)
|إِنَّ: muhakkak | اللَّهَ: Allah | لَا: değildir | يَسْتَحْيِي: çekinecek | أَنْ: | يَضْرِبَ: misal vermekten | مَثَلًا: bir örneği | مَا: gibi | بَعُوضَةً: bir sivrisineği | فَمَا: hatta olanı | فَوْقَهَا: onun da üstünde | فَأَمَّا: gerçekten | الَّذِينَ: kimseler | امَنُوا: inanan | فَيَعْلَمُونَ: bilirler | أَنَّهُ: kesinlikle o | الْحَقُّ: haktır (gerçektir) | مِنْ: -nden | رَبِّهِمْ: Rableri- | وَأَمَّا: ve ise | الَّذِينَ: edenler | كَفَرُوا: inkar | فَيَقُولُونَ: derler ki | مَاذَا: neyi | أَرَادَ: istedi (kasdetti) | اللَّهُ: Allah | بِهَٰذَا: bu | مَثَلًا: misalle | يُضِلُّ: saptırır | بِهِ: onunla | كَثِيرًا: bir çoğunu | وَيَهْدِي: ve yine yola getirir | بِهِ: onunla | كَثِيرًا: bir çoğunu | وَمَا: -maz | يُضِلُّ: saptır- | بِهِ: onunla | إِلَّا: başkasını | الْفَاسِقِينَ: fasıklardan | (2:26)
|الَّذِينَ: onlar ki | يَنْقُضُونَ: bozarlar | عَهْدَ: (verdikleri) sözü | اللَّهِ: Allah'a | مِنْ: -dan | بَعْدِ: sonra- | مِيثَاقِهِ: söz verip bağlandıktan | وَيَقْطَعُونَ: ve keserler | مَا: şeyi | أَمَرَ: emrettiği | اللَّهُ: Allah'ın | بِهِ: kendisiyle | أَنْ: | يُوصَلَ: birleştirmesini | وَيُفْسِدُونَ: ve bozgunculuk yaparlar | فِي: -nde | الْأَرْضِ: yeryüzü- | أُولَٰئِكَ: işte | هُمُ: onlardır | الْخَاسِرُونَ: ziyana uğrayanlar | (2:27)
|كَيْفَ: nasıl | تَكْفُرُونَ: inkar edersiniz | بِاللَّهِ: Allah'a | وَكُنْتُمْ: siz iken | أَمْوَاتًا: ölüler | فَأَحْيَاكُمْ: O sizi diriltti | ثُمَّ: sonra | يُمِيتُكُمْ: öldürecek | ثُمَّ: sonra | يُحْيِيكُمْ: diriltecek | ثُمَّ: sonra | إِلَيْهِ: O'na | تُرْجَعُونَ: döndürüleceksiniz | (2:28)
|هُوَ: O | الَّذِي: ki | خَلَقَ: yarattı | لَكُمْ: sizin için | مَا: ne | فِي: varsa | الْأَرْضِ: yeryüzünde | جَمِيعًا: hepsini | ثُمَّ: sonra | اسْتَوَىٰ: yöneldi | إِلَى: -e | السَّمَاءِ: gök- | فَسَوَّاهُنَّ: onları düzenledi | سَبْعَ: yedi | سَمَاوَاتٍ: gök (olarak) | وَهُوَ: ve O | بِكُلِّ: her | شَيْءٍ: şeyi | عَلِيمٌ: bilir | (2:29)
|وَإِذْ: bir zamanlar | قَالَ: dedi ki | رَبُّكَ: Rabbin | لِلْمَلَائِكَةِ: meleklere | إِنِّي: şüphesiz ben | جَاعِلٌ: yaratacağım | فِي: -nde | الْأَرْضِ: yeryüzü- | خَلِيفَةً: bir halife | قَالُوا: dediler (melekler) | أَتَجْعَلُ: mi yaratacaksın? | فِيهَا: orada | مَنْ: kimse | يُفْسِدُ: bozgunculuk yapan | فِيهَا: orada | وَيَسْفِكُ: döken | الدِّمَاءَ: kan | وَنَحْنُ: oysa biz | نُسَبِّحُ: tesbih ediyor | بِحَمْدِكَ: seni överek | وَنُقَدِّسُ: ve takdis ediyoruz | لَكَ: seni | قَالَ: dedi | إِنِّي: şüphesiz ben | أَعْلَمُ: bilirim | مَا: şeyleri | لَا: değilsiniz | تَعْلَمُونَ: siz biliyor | (2:30)
|وَعَلَّمَ: ve öğretti | ادَمَ: Adem'e | الْأَسْمَاءَ: isimleri | كُلَّهَا: bütün | ثُمَّ: sonra | عَرَضَهُمْ: onları sunup | عَلَى: -e | الْمَلَائِكَةِ: melekler- | فَقَالَ: ve dedi | أَنْبِئُونِي: bana söyleyin | بِأَسْمَاءِ: isimlerini | هَٰؤُلَاءِ: onların | إِنْ: eğer | كُنْتُمْ: iseniz | صَادِقِينَ: doğru kimseler | (2:31)
|قَالُوا: dediler ki | سُبْحَانَكَ: Seni tesbih ederiz | لَا: yoktur | عِلْمَ: bilgimiz | لَنَا: bizim | إِلَّا: başka | مَا: şeyden | عَلَّمْتَنَا: bize öğrettiğin | إِنَّكَ: şüphesiz sen | أَنْتَ: sen | الْعَلِيمُ: bilensin | الْحَكِيمُ: hakim olansın | (2:32)
|قَالَ: (Allah) dedi ki | يَا: EY/HEY/AH | ادَمُ: Adem | أَنْبِئْهُمْ: bunlara haber ver | بِأَسْمَائِهِمْ: onların isimlerini | فَلَمَّا: ne zaman ki | أَنْبَأَهُمْ: bunlara haber verince | بِأَسْمَائِهِمْ: onların isimlerini | قَالَ: (Allah) dedi ki | أَلَمْ: değil miydim? | أَقُلْ: size demiş | لَكُمْ: size | إِنِّي: şüphesiz ben | أَعْلَمُ: bilirim | غَيْبَ: gayblarını | السَّمَاوَاتِ: göklerin | وَالْأَرْضِ: ve yerin | وَأَعْلَمُ: ve bilirim | مَا: şeyleri | تُبْدُونَ: sizin açıkladıklarınız | وَمَا: ve şeyleri | كُنْتُمْ: olduğunuz | تَكْتُمُونَ: gizlemekte | (2:33)
|وَإِذْ: hani | قُلْنَا: demiştik | لِلْمَلَائِكَةِ: Meleklere | اسْجُدُوا: secde edin | لِادَمَ: Adem'e | فَسَجَدُوا: hemen secde ettiler | إِلَّا: hariç | إِبْلِيسَ: İblis | أَبَىٰ: kaçındı | وَاسْتَكْبَرَ: ve kibirlendi | وَكَانَ: ve oldu | مِنَ: -dan | الْكَافِرِينَ: inkarcılar- | (2:34)
|وَقُلْنَا: ve dedik ki | يَا: EY/HEY/AH | ادَمُ: Adem | اسْكُنْ: oturun | أَنْتَ: sen | وَزَوْجُكَ: ve eşin | الْجَنَّةَ: cennette | وَكُلَا: ve yeyin | مِنْهَا: ondan | رَغَدًا: bol bol | حَيْثُ: yerde | شِئْتُمَا: dilediğiniz | وَلَا: -mayın | تَقْرَبَا: yaklaş- | هَٰذِهِ: şu | الشَّجَرَةَ: ağaca | فَتَكُونَا: olursunuz | مِنَ: -den | الظَّالِمِينَ: zalimler- | (2:35)
|فَأَزَلَّهُمَا: onlar(ın ayağın)ı kaydırdı | الشَّيْطَانُ: şeytan | عَنْهَا: oradan | فَأَخْرَجَهُمَا: çıkardı | مِمَّا: yerden | كَانَا: bulundukları | فِيهِ: içinde | وَقُلْنَا: ve dedik ki | اهْبِطُوا: inin | بَعْضُكُمْ: kiminiz | لِبَعْضٍ: kiminize | عَدُوٌّ: düşman olarak | وَلَكُمْ: sizin için vardır | فِي: -nde | الْأَرْضِ: yeryüzü- | مُسْتَقَرٌّ: kalmak | وَمَتَاعٌ: ve nimet | إِلَىٰ: | حِينٍ: bir süre | (2:36)
|فَتَلَقَّىٰ: derken aldı | ادَمُ: Adem | مِنْ: -nden | رَبِّهِ: Rabbi- | كَلِمَاتٍ: kelimeler | فَتَابَ: tevbesini kabul etti | عَلَيْهِ: onun | إِنَّهُ: şüphesiz | هُوَ: O | التَّوَّابُ: tevbeyi çok kabul edendir | الرَّحِيمُ: çok esirgeyendir | (2:37)
|قُلْنَا: dedik | اهْبِطُوا: inin | مِنْهَا: oradan | جَمِيعًا: hepiniz | فَإِمَّا: zaman | يَأْتِيَنَّكُمْ: size geldiği | مِنِّي: benden | هُدًى: bir hidayet | فَمَنْ: kimler | تَبِعَ: uyarsa | هُدَايَ: benim hidayetime | فَلَا: artık yoktur | خَوْفٌ: bir korku | عَلَيْهِمْ: onlara | وَلَا: ve olmazlar | هُمْ: onlar | يَحْزَنُونَ: üzülenlerden | (2:38)
|وَالَّذِينَ: ve kimseler | كَفَرُوا: inkar eden | وَكَذَّبُوا: ve yalanlayan | بِايَاتِنَا: ayetlerimizi | أُولَٰئِكَ: işte onlar | أَصْحَابُ: halkıdır | النَّارِ: ateş | هُمْ: onlar | فِيهَا: orada | خَالِدُونَ: ebedi kalacaklardır | (2:39)
|يَا: EY/HEY/AH | بَنِي: Çocuklar | إِسْرَائِيلَ: İsrail | اذْكُرُوا: hatırlayın | نِعْمَتِيَ: ni'metleri | الَّتِي: "o ki;" | أَنْعَمْتُ: ni'metlendirdim | عَلَيْكُمْ: sizleri | وَأَوْفُوا: ve tutun | بِعَهْدِي: bana verdiğiniz sözü | أُوفِ: ben de tutayım | بِعَهْدِكُمْ: size verdiğim sözü | وَإِيَّايَ: ve sadece benden | فَارْهَبُونِ: korkun | (2:40)
|وَامِنُوا: ve inanın | بِمَا: şeye | أَنْزَلْتُ: indirdiğim | مُصَدِّقًا: doğrulayıcı olarak | لِمَا: bulunanı | مَعَكُمْ: sizin yanınızda | وَلَا: | تَكُونُوا: ve olmayın | أَوَّلَ: ilk | كَافِرٍ: inkar eden | بِهِ: onu | وَلَا: | تَشْتَرُوا: ve satmayın | بِايَاتِي: benim ayetlerimi | ثَمَنًا: bedele | قَلِيلًا: azıcık | وَإِيَّايَ: ve benden | فَاتَّقُونِ: sakının | (2:41)
|وَلَا: | تَلْبِسُوا: ve katıştırmayın | الْحَقَّ: gerçeği | بِالْبَاطِلِ: batılla | وَتَكْتُمُوا: ve gizlemeyin | الْحَقَّ: hakkı | وَأَنْتُمْ: siz | تَعْلَمُونَ: bildiğiniz halde | (2:42)
|وَأَقِيمُوا: ve doğrulun | الصَّلَاةَ: SalâTe/Desteğe | وَاتُوا: ve verin | الزَّكَاةَ: zekatı | وَارْكَعُوا: ve eğilin | مَعَ: beraber | الرَّاكِعِينَ: eğilenlerle | (2:43)
|أَتَأْمُرُونَ: Emretmediniz mi | النَّاسَ: insanlara | بِالْبِرِّ: iyilikle | وَتَنْسَوْنَ: ve unutuyorsunuz | أَنْفُسَكُمْ: kendinizi | وَأَنْتُمْ: ve size | تَتْلُونَ: seslendirilen/okunan | الْكِتَابَ: Kitabı/yazgıyı | أَفَلَا: -yok mu | تَعْقِلُونَ: akletmek | (2:44)
|وَاسْتَعِينُوا: arayın | بِالصَّبْرِ: sabırla | وَالصَّلَاةِ: ve destekle(zikrullah/mesaj) | وَإِنَّهَا: ve Kİ o | لَكَبِيرَةٌ: büyüklenmesin | إِلَّا: başkasına | عَلَى: -üzerine | الْخَاشِعِينَ: dinginlik- | (2:45)
|الَّذِينَ: onlar ki | يَظُنُّونَ: bilirler | أَنَّهُمْ: şüphesiz onlar | مُلَاقُو: kavuşacaklardır | رَبِّهِمْ: Rablerine | وَأَنَّهُمْ: ve gerçekten onlar | إِلَيْهِ: O'na | رَاجِعُونَ: döneceklerdir | (2:46)
|يَا: EY/HEY/AH | بَنِي: Çocuklar | إِسْرَائِيلَ: İsrail | اذْكُرُوا: hatırlayın | نِعْمَتِيَ: ni'metimi | الَّتِي: ki | أَنْعَمْتُ: ni'metlendirdim | عَلَيْكُمْ: sizi | وَأَنِّي: ve şüphesiz | فَضَّلْتُكُمْ: sizi üstün kıldım | عَلَى: üzerine | الْعَالَمِينَ: alemler | (2:47)
|وَاتَّقُوا: ve sakının | يَوْمًا: günden | لَا: | تَجْزِي: cezalandırılmaz | نَفْسٌ: hiç kimse | عَنْ: -den(günahından) | نَفْسٍ: kimse- | شَيْئًا: bir şey | وَلَا: | يُقْبَلُ: kabul edilmez | مِنْهَا: kimseden | شَفَاعَةٌ: şefaat da | وَلَا: | يُؤْخَذُ: ve alınmaz | مِنْهَا: ondan | عَدْلٌ: fidye de | وَلَا: ve yapılamaz | هُمْ: onlara | يُنْصَرُونَ: hiçbir yardım | (2:48)
|وَإِذْ: hani | نَجَّيْنَاكُمْ: sizi kurtarmıştık | مِنْ: -nden | الِ: ailesi- | فِرْعَوْنَ: Fir'avn | يَسُومُونَكُمْ: onlar size reva görüyor | سُوءَ: en kötüsünü | الْعَذَابِ: azabın | يُذَبِّحُونَ: boğazlayıp | أَبْنَاءَكُمْ: oğullarınızı | وَيَسْتَحْيُونَ: sağ bırakıyorlardı | نِسَاءَكُمْ: kadınlarınızı | وَفِي: ve vardı | ذَٰلِكُمْ: bunda sizin için | بَلَاءٌ: bir imtihan | مِنْ: -den | رَبِّكُمْ: Rabbiniz- | عَظِيمٌ: büyük | (2:49)
|وَإِذْ: hani | فَرَقْنَا: yarmıştık | بِكُمُ: sizin için | الْبَحْرَ: denizi | فَأَنْجَيْنَاكُمْ: sizi kurtarmış | وَأَغْرَقْنَا: ve boğmuştuk | الَ: ailesini | فِرْعَوْنَ: Fir'avn | وَأَنْتُمْ: ve siz de | تَنْظُرُونَ: görüyordunuz | (2:50)
|وَإِذْ: hani | وَاعَدْنَا: sözleşmiştik | مُوسَىٰ: Musa ile | أَرْبَعِينَ: kırk | لَيْلَةً: gece için | ثُمَّ: sonra | اتَّخَذْتُمُ: siz (tanrı) edinmiştiniz | الْعِجْلَ: buzağıyı | مِنْ: -ndan | بَعْدِهِ: onun ardı- | وَأَنْتُمْ: ve siz | ظَالِمُونَ: zalimlerdiniz | (2:51)
|ثُمَّ: sonra | عَفَوْنَا: affetmiştik | عَنْكُمْ: sizi | مِنْ: -ndan | بَعْدِ: ardı- | ذَٰلِكَ: bunun | لَعَلَّكُمْ: belki | تَشْكُرُونَ: şükredersiniz (diye) | (2:52)
|وَإِذْ: ve hani | اتَيْنَا: vermiştik | مُوسَى: Musa'ya | الْكِتَابَ: Kitap | وَالْفُرْقَانَ: ve furkan | لَعَلَّكُمْ: belki | تَهْتَدُونَ: hidayete erersiniz (diye) | (2:53)
|وَإِذْ: ve hani | قَالَ: demişti ki | مُوسَىٰ: Musa | لِقَوْمِهِ: kavmine | يَا: EY/HEY/AH | قَوْمِ: kavmim | إِنَّكُمْ: şüphesiz sizler | ظَلَمْتُمْ: zulmettiniz | أَنْفُسَكُمْ: kendinize | بِاتِّخَاذِكُمُ: (tanrı) edinmekle | الْعِجْلَ: buzağıyı | فَتُوبُوا: gelin tevbe edin de | إِلَىٰ: | بَارِئِكُمْ: yaratıcınıza | فَاقْتُلُوا: ve öldürün | أَنْفُسَكُمْ: nefislerinizi | ذَٰلِكُمْ: bu | خَيْرٌ: daha iyidir | لَكُمْ: sizin için | عِنْدَ: katında | بَارِئِكُمْ: yaratıcınız | فَتَابَ: tevbenizi kabul buyurmuş olur | عَلَيْكُمْ: sizin | إِنَّهُ: şüphesiz | هُوَ: O | التَّوَّابُ: tevbeyi çok kabul edendir | الرَّحِيمُ: merhametlidir | (2:54)
|وَإِذْ: ve hani | قُلْتُمْ: demiştiniz | يَا: EY/HEY/AH | مُوسَىٰ: Musa | لَنْ: | نُؤْمِنَ: inanmayız | لَكَ: sana | حَتَّىٰ: kadar | نَرَى: görünceye | اللَّهَ: Allah'ı | جَهْرَةً: açıkça | فَأَخَذَتْكُمُ: derhal sizi yakalamıştı | الصَّاعِقَةُ: yıldırım gürültüsü | وَأَنْتُمْ: siz de | تَنْظُرُونَ: bunu görüyordunuz | (2:55)
|ثُمَّ: sonra | بَعَثْنَاكُمْ: sizi tekrar diriltmiştik | مِنْ: -ndan | بَعْدِ: ardı- | مَوْتِكُمْ: ölümünüzün | لَعَلَّكُمْ: belki | تَشْكُرُونَ: şükredersiniz (diye) | (2:56)
|وَظَلَّلْنَا: ve gölgelendirdik | عَلَيْكُمُ: üstünüze | الْغَمَامَ: bulutu | وَأَنْزَلْنَا: ve indirdik | عَلَيْكُمُ: size | الْمَنَّ: kudret helvası | وَالسَّلْوَىٰ: ve bıldırcın | كُلُوا: yeyin | مِنْ: -den | طَيِّبَاتِ: güzellikler- | مَا: şeyleri | رَزَقْنَاكُمْ: rızık olarak verdiğimiz | وَمَا: ve değildi | ظَلَمُونَا: bize zulmediyor | وَلَٰكِنْ: ama | كَانُوا: idiler | أَنْفُسَهُمْ: kendilerine | يَظْلِمُونَ: zulmetmekteler | (2:57)
|وَإِذْ: hani | قُلْنَا: demiştik ki | ادْخُلُوا: girin | هَٰذِهِ: şu | الْقَرْيَةَ: kente | فَكُلُوا: yeyin | مِنْهَا: oradan | حَيْثُ: yerde | شِئْتُمْ: dilediğiniz | رَغَدًا: bol bol | وَادْخُلُوا: girin | الْبَابَ: kapıdan | سُجَّدًا: secde ederek | وَقُولُوا: ve deyin | حِطَّةٌ: hitta (ya Rabbi bizi affet) | نَغْفِرْ: biz de bağışlayalım | لَكُمْ: sizin | خَطَايَاكُمْ: hatalarınızı | وَسَنَزِيدُ: ve daha fazlasını vereceğiz | الْمُحْسِنِينَ: güzel davrananlara | (2:58)
|فَبَدَّلَ: fakat değiştirdiler | الَّذِينَ: onlar ki | ظَلَمُوا: zalimler | قَوْلًا: bir sözle | غَيْرَ: başka | الَّذِي: | قِيلَ: söylenenden | لَهُمْ: kendilerine | فَأَنْزَلْنَا: biz de indirdik | عَلَى: üzerine | الَّذِينَ: | ظَلَمُوا: zulmedenlerin | رِجْزًا: bir azab | مِنَ: -ten | السَّمَاءِ: gök- | بِمَا: dolayı | كَانُوا: yaptıkları | يَفْسُقُونَ: kötülüklerden | (2:59)
|وَإِذِ: hani | اسْتَسْقَىٰ: su istemişti | مُوسَىٰ: Musa | لِقَوْمِهِ: kavmi için | فَقُلْنَا: demiştik | اضْرِبْ: vur | بِعَصَاكَ: asanla | الْحَجَرَ: taşa | فَانْفَجَرَتْ: fışkırmıştı | مِنْهُ: ondan | اثْنَتَا: | عَشْرَةَ: on iki | عَيْنًا: göze (pınar) | قَدْ: elbette | عَلِمَ: bilmişti | كُلُّ: bütün | أُنَاسٍ: insanlar | مَشْرَبَهُمْ: kendi içecekleri yeri | كُلُوا: yeyin | وَاشْرَبُوا: ve için | مِنْ: -ından | رِزْقِ: rızk- | اللَّهِ: Allah'ın | وَلَا: -mayın | تَعْثَوْا: ve (başkalarına) saldır- | فِي: -nde | الْأَرْضِ: yeryüzü- | مُفْسِدِينَ: bozgunculuk yaparak | (2:60)
|وَإِذْ: hani | قُلْتُمْ: siz demiştiniz ki | يَا: EY/HEY/AH | مُوسَىٰ: Musa | لَنْ: asla | نَصْبِرَ: biz dayanamayız | عَلَىٰ: | طَعَامٍ: yemeğe | وَاحِدٍ: bir | فَادْعُ: du'a et | لَنَا: bizim için | رَبَّكَ: Rabbine | يُخْرِجْ: çıkarsın | لَنَا: bize | مِمَّا: şeylerden | تُنْبِتُ: bitirdiği | الْأَرْضُ: yerin | مِنْ: -nden | بَقْلِهَا: sebzesi- | وَقِثَّائِهَا: ve acurundan | وَفُومِهَا: ve sarımsağından | وَعَدَسِهَا: ve mercimeğinden | وَبَصَلِهَا: ve soğanından | قَالَ: dedi ki | أَتَسْتَبْدِلُونَ: değiştirmek mi istiyorsunuz? | الَّذِي: olanı | هُوَ: o | أَدْنَىٰ: daha aşağı | بِالَّذِي: olanla | هُوَ: o | خَيْرٌ: iyi | اهْبِطُوا: inin | مِصْرًا: bir şehre | فَإِنَّ: şüphesiz | لَكُمْ: sizin için vardır | مَا: şeyler | سَأَلْتُمْ: istediğiniz | وَضُرِبَتْ: ve vuruldu | عَلَيْهِمُ: üzerlerine | الذِّلَّةُ: alçaklık | وَالْمَسْكَنَةُ: ve yoksulluk (damgası) | وَبَاءُوا: ve uğradılar | بِغَضَبٍ: bir gazaba | مِنَ: -tan | اللَّهِ: Allah- | ذَٰلِكَ: işte bu | بِأَنَّهُمْ: şüphesiz öyle | كَانُوا: oldu | يَكْفُرُونَ: (çünkü) inkar ediyorlar | بِايَاتِ: ayetlerini | اللَّهِ: Allah'ın | وَيَقْتُلُونَ: ve öldürüyorlardı | النَّبِيِّينَ: peygamberleri | بِغَيْرِ: etmediği halde | الْحَقِّ: hak | ذَٰلِكَ: işte bu | بِمَا: sebebiyledir | عَصَوْا: isyan etmeleri | وَكَانُوا: ve oldukları | يَعْتَدُونَ: sınırı aşmış | (2:61)
|إِنَّ: şüphesiz | الَّذِينَ: | امَنُوا: inananlar | وَالَّذِينَ: | هَادُوا: ve yahudiler | وَالنَّصَارَىٰ: ve hıristiyanlar | وَالصَّابِئِينَ: ve sabiiler | مَنْ: kim | امَنَ: inanırsa | بِاللَّهِ: Allah'a | وَالْيَوْمِ: ve gününe | الْاخِرِ: ahiret | وَعَمِلَ: ve yaparsa | صَالِحًا: iyi işler | فَلَهُمْ: onlar için vardır | أَجْرُهُمْ: mükafatları | عِنْدَ: katında | رَبِّهِمْ: rablerinin | وَلَا: ve yoktur | خَوْفٌ: korku | عَلَيْهِمْ: onlara | وَلَا: ve yoktur | هُمْ: onlara | يَحْزَنُونَ: hüzün | (2:62)
|وَإِذْ: hani | أَخَذْنَا: almıştık | مِيثَاقَكُمْ: sizin sözünüzü | وَرَفَعْنَا: ve kaldırmıştık | فَوْقَكُمُ: üzerinize | الطُّورَ: dağı | خُذُوا: tutun | مَا: şeyi | اتَيْنَاكُمْ: size verdiğimiz | بِقُوَّةٍ: kuvvetle | وَاذْكُرُوا: ve hatırlayın | مَا: şeyi | فِيهِ: içinde olan | لَعَلَّكُمْ: belki de siz | تَتَّقُونَ: korunursunuz | (2:63)
|ثُمَّ: sonra | تَوَلَّيْتُمْ: dönmüştünüz | مِنْ: -ından | بَعْدِ: ard- | ذَٰلِكَ: bunun | فَلَوْلَا: eğer olmasaydı | فَضْلُ: iyiliği | اللَّهِ: Allah'ın | عَلَيْكُمْ: size | وَرَحْمَتُهُ: ve merhameti | لَكُنْتُمْ: elbette olurdunuz | مِنَ: -dan | الْخَاسِرِينَ: ziyana uğrayanlar- | (2:64)
|وَلَقَدْ: ve elbette | عَلِمْتُمُ: bilmişsinizdir | الَّذِينَ: | اعْتَدَوْا: haddi aşanları | مِنْكُمْ: içinizden | فِي: -nde | السَّبْتِ: cumartesi günü- | فَقُلْنَا: işte dedik ki | لَهُمْ: onlara | كُونُوا: olun | قِرَدَةً: maymunlar | خَاسِئِينَ: aşağılık | (2:65)
|فَجَعَلْنَاهَا: ve bunu yaptık | نَكَالًا: ibretlik bir ceza | لِمَا: şey için | بَيْنَ: arasındaki (önündeki) | يَدَيْهَا: onların iki eli | وَمَا: ve şey (için) | خَلْفَهَا: ardından gelen | وَمَوْعِظَةً: ve bir öğüt | لِلْمُتَّقِينَ: müttakiler için | (2:66)
|وَإِذْ: hani | قَالَ: demişti | مُوسَىٰ: Musa | لِقَوْمِهِ: kavmine | إِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | يَأْمُرُكُمْ: size emrediyor | أَنْ: ki | تَذْبَحُوا: kesmenizi | بَقَرَةً: bir inek | قَالُوا: dediler | أَتَتَّخِذُنَا: bizimle ediyor musun? | هُزُوًا: alay | قَالَ: dedi | أَعُوذُ: sığınırım | بِاللَّهِ: Allah'a | أَنْ: | أَكُونَ: olmaktan | مِنَ: -den | الْجَاهِلِينَ: cahiller- | (2:67)
|قَالُوا: dediler | ادْعُ: du'a et | لَنَا: bizim için | رَبَّكَ: Rabbine | يُبَيِّنْ: açıklasın | لَنَا: bize | مَا: ne olduğunu | هِيَ: onun | قَالَ: dedi ki | إِنَّهُ: şüphesiz O | يَقُولُ: diyor ki | إِنَّهَا: gerçekten o | بَقَرَةٌ: bir inektir | لَا: olmayan | فَارِضٌ: yaşlı | وَلَا: ve olmayan | بِكْرٌ: körpe | عَوَانٌ: orta yaşlı | بَيْنَ: arasında | ذَٰلِكَ: bunun | فَافْعَلُوا: haydi yapın | مَا: şeyi | تُؤْمَرُونَ: size emredilen | (2:68)
|قَالُوا: dediler ki | ادْعُ: du'a et | لَنَا: bizim için | رَبَّكَ: Rabbine | يُبَيِّنْ: açıklasın | لَنَا: bize | مَا: nedir | لَوْنُهَا: onun rengi | قَالَ: dedi ki | إِنَّهُ: şüphesiz O | يَقُولُ: diyor | إِنَّهَا: gerçekten o | بَقَرَةٌ: bir inektir | صَفْرَاءُ: sarı renginde | فَاقِعٌ: parlak | لَوْنُهَا: onun rengi | تَسُرُّ: sevinç verir | النَّاظِرِينَ: bakanlara | (2:69)
|قَالُوا: dediler ki | ادْعُ: du'a et | لَنَا: bizim için | رَبَّكَ: Rabbine | يُبَيِّنْ: açıklasın | لَنَا: bize | مَا: nasıl bir şey olduğunu | هِيَ: onun | إِنَّ: zira | الْبَقَرَ: o inek | تَشَابَهَ: benzer geldi | عَلَيْنَا: bize | وَإِنَّا: ama mutlaka biz | إِنْ: eğer | شَاءَ: dilerse | اللَّهُ: Allah | لَمُهْتَدُونَ: hidayeti buluruz | (2:70)
|قَالَ: dedi ki | إِنَّهُ: şüphesiz O | يَقُولُ: şöyle diyor | إِنَّهَا: gerçekten o | بَقَرَةٌ: bir inektir | لَا: olmayan | ذَلُولٌ: boyundurluk altında | تُثِيرُ: sürmek için | الْأَرْضَ: yeri | وَلَا: | تَسْقِي: ve sulamaz | الْحَرْثَ: ekin | مُسَلَّمَةٌ: kusursuz | لَا: yoktur | شِيَةَ: hiçbir alacası | فِيهَا: onda | قَالُوا: dediler | الْانَ: işte şimdi | جِئْتَ: getirdin | بِالْحَقِّ: doğruyu | فَذَبَحُوهَا: ve boğazladılar onu | وَمَا: | كَادُوا: az daha | يَفْعَلُونَ: yapmayacaklardı | (2:71)
|وَإِذْ: hani | قَتَلْتُمْ: siz öldürmüştünüz | نَفْسًا: bir adam | فَادَّارَأْتُمْ: birbirinizle atışmıştınız | فِيهَا: onun hakkında | وَاللَّهُ: oysa Allah | مُخْرِجٌ: ortaya çıkarıcıdır | مَا: şeyi | كُنْتُمْ: olduğunuz | تَكْتُمُونَ: gizlemiş | (2:72)
|فَقُلْنَا: dedik ki | اضْرِبُوهُ: vurun ona (öldürülene) | بِبَعْضِهَا: (ineğin) bir parçasıyla | كَذَٰلِكَ: işte böylece | يُحْيِي: diriltir | اللَّهُ: Allah | الْمَوْتَىٰ: ölüleri | وَيُرِيكُمْ: ve size gösterir | ايَاتِهِ: ayetlerini | لَعَلَّكُمْ: umulur ki | تَعْقِلُونَ: düşünürsünüz | (2:73)
|ثُمَّ: sonra yine | قَسَتْ: katılaştı | قُلُوبُكُمْ: kalbleriniz | مِنْ: -ından | بَعْدِ: ard- | ذَٰلِكَ: bunun | فَهِيَ: şimdi onlar | كَالْحِجَارَةِ: taş gibi | أَوْ: hatta | أَشَدُّ: daha da | قَسْوَةً: katıdır | وَإِنَّ: çünkü | مِنَ: | الْحِجَارَةِ: öyle taş | لَمَا: var ki | يَتَفَجَّرُ: fışkırır | مِنْهُ: içinden | الْأَنْهَارُ: ırmaklar | وَإِنَّ: ve şüphesiz | مِنْهَا: öylesi de | لَمَا: var ki | يَشَّقَّقُ: çatlayıverir de | فَيَخْرُجُ: çıkar | مِنْهُ: ondan | الْمَاءُ: su | وَإِنَّ: ve şüphesiz | مِنْهَا: ondan | لَمَا: öylesi de var ki | يَهْبِطُ: aşağı yuvarlanır | مِنْ: -ndan | خَشْيَةِ: korkusu- | اللَّهِ: Allah | وَمَا: ve değildir | اللَّهُ: Allah | بِغَافِلٍ: gafil | عَمَّا: -dan | تَعْمَلُونَ: yaptıklarınız- | (2:74)
|أَفَتَطْمَعُونَ: umuyor musunuz? | أَنْ: ki | يُؤْمِنُوا: inanacaklar | لَكُمْ: size | وَقَدْ: oysa | كَانَ: vardı ki | فَرِيقٌ: bir grup | مِنْهُمْ: bunlardan | يَسْمَعُونَ: işitirlerdi de | كَلَامَ: sözünü | اللَّهِ: Allah'ın | ثُمَّ: sonra | يُحَرِّفُونَهُ: onu değiştirirlerdi | مِنْ: -ından | بَعْدِ: ard- | مَا: | عَقَلُوهُ: düşünüp akıl erdirdikten | وَهُمْ: ve onlar | يَعْلَمُونَ: bildikleri halde | (2:75)
|وَإِذَا: zaman | لَقُوا: rastladıkları | الَّذِينَ: kimselerle | امَنُوا: inanan | قَالُوا: derler | امَنَّا: inandık | وَإِذَا: zaman | خَلَا: yalnız kaldıkları | بَعْضُهُمْ: onların bazısı | إِلَىٰ: -na | بَعْضٍ: bazısı- | قَالُوا: derler | أَتُحَدِّثُونَهُمْ: onlara haber mi veriyorsunuz | بِمَا: şeyleri | فَتَحَ: açtığı | اللَّهُ: Allah'ın | عَلَيْكُمْ: size | لِيُحَاجُّوكُمْ: sizin aleyhinizde delil olarak kullansınlar | بِهِ: onu | عِنْدَ: katında | رَبِّكُمْ: Rabbiniz | أَفَلَا: | تَعْقِلُونَ: Aklınızı kullanmıyor musunuz? | (2:76)
|أَوَلَا: | يَعْلَمُونَ: bilmiyorlar mı ki? | أَنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | يَعْلَمُ: bilir | مَا: şeyleri | يُسِرُّونَ: onların gizledikleri | وَمَا: ve şeyleri | يُعْلِنُونَ: açığa vurdukları | (2:77)
|وَمِنْهُمْ: onların içinde vardır | أُمِّيُّونَ: ümmiler | لَا: | يَعْلَمُونَ: bilmezler | الْكِتَابَ: Kitabı | إِلَّا: dışında | أَمَانِيَّ: kuruntuları | وَإِنْ: | هُمْ: onlar | إِلَّا: sadece | يَظُنُّونَ: zannediyorlar | (2:78)
|فَوَيْلٌ: vay haline | لِلَّذِينَ: o kimselerin ki | يَكْتُبُونَ: yazıyorlar | الْكِتَابَ: Kitabı | بِأَيْدِيهِمْ: elleriyle | ثُمَّ: sonra | يَقُولُونَ: diyorlar | هَٰذَا: bu | مِنْ: | عِنْدِ: katındandır | اللَّهِ: Allah | لِيَشْتَرُوا: satmak için | بِهِ: onu | ثَمَنًا: paraya | قَلِيلًا: azıcık | فَوَيْلٌ: vay haline | لَهُمْ: onların | مِمَّا: ötürü | كَتَبَتْ: yazdığından | أَيْدِيهِمْ: ellerinin | وَوَيْلٌ: vay haline | لَهُمْ: onların | مِمَّا: ötürü | يَكْسِبُونَ: kazandıklarından | (2:79)
|وَقَالُوا: Bir de dediler ki | لَنْ: asla | تَمَسَّنَا: bize dokunmayacaktır | النَّارُ: ateş | إِلَّا: dışında | أَيَّامًا: gün | مَعْدُودَةً: sayılı birkaç | قُلْ: De ki | أَتَّخَذْتُمْ: aldınız mı? | عِنْدَ: katında | اللَّهِ: Allah | عَهْدًا: bir söz (bu hususta) | فَلَنْ: öyleyse | يُخْلِفَ: dönmez | اللَّهُ: Allah | عَهْدَهُ: sözünden | أَمْ: yoksa | تَقُولُونَ: söylüyorsunuz | عَلَى: hakkında | اللَّهِ: Allah | مَا: bir şey | لَا: | تَعْلَمُونَ: bilmediğiniz | (2:80)
|بَلَىٰ: evet | مَنْ: kim | كَسَبَ: kazanır | سَيِّئَةً: bir günah | وَأَحَاطَتْ: ve kuşatmış olursa | بِهِ: kendisini | خَطِيئَتُهُ: suçu | فَأُولَٰئِكَ: işte onlar | أَصْحَابُ: halkıdır | النَّارِ: ateş | هُمْ: onlar | فِيهَا: orada | خَالِدُونَ: sürekli kalacaklardır | (2:81)
|وَالَّذِينَ: kimseler | امَنُوا: inanan | وَعَمِلُوا: ve yapanlar | الصَّالِحَاتِ: yararlı işler | أُولَٰئِكَ: işte onlar da | أَصْحَابُ: halkıdır | الْجَنَّةِ: cennet | هُمْ: onlar | فِيهَا: orada | خَالِدُونَ: sürekli kalacaklardır | (2:82)
|وَإِذْ: ve hani | أَخَذْنَا: biz almıştık | مِيثَاقَ: bir söz | بَنِي: oğullarından | إِسْرَائِيلَ: İsrail | لَا: | تَعْبُدُونَ: kulluk etmeyeceksiniz | إِلَّا: başkasına | اللَّهَ: Allah'tan | وَبِالْوَالِدَيْنِ: ve anaya-babaya | إِحْسَانًا: iyilik edeceksiniz | وَذِي: ve | الْقُرْبَىٰ: yakınlara | وَالْيَتَامَىٰ: ve yetimlere | وَالْمَسَاكِينِ: ve yoksullara | وَقُولُوا: ve söyleyin | لِلنَّاسِ: insanlara | حُسْنًا: güzeli | وَأَقِيمُوا: ve doğrulun | الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe | وَاتُوا: ve verin | الزَّكَاةَ: zekatı | ثُمَّ: sonra | تَوَلَّيْتُمْ: döndünüz | إِلَّا: hariç | قَلِيلًا: pek azınız | مِنْكُمْ: sizden olan | وَأَنْتُمْ: ve siz | مُعْرِضُونَ: yüz çeviriyorsunuz | (2:83)
|وَإِذْ: hani | أَخَذْنَا: almıştık | مِيثَاقَكُمْ: sizden kesin söz | لَا: | تَسْفِكُونَ: dökmeyeceksiniz | دِمَاءَكُمْ: birbirinizin kanını | وَلَا: | تُخْرِجُونَ: çıkarmayacaksınız | أَنْفُسَكُمْ: birbirinizi | مِنْ: -dan | دِيَارِكُمْ: yurtlarınız- | ثُمَّ: sonra | أَقْرَرْتُمْ: kabul etmiştiniz | وَأَنْتُمْ: ve siz | تَشْهَدُونَ: şahidsiniz | (2:84)
|ثُمَّ: Ama | أَنْتُمْ: siz | هَٰؤُلَاءِ: | تَقْتُلُونَ: öldürüyorsunuz | أَنْفُسَكُمْ: birbirinizi | وَتُخْرِجُونَ: ve çıkarıyorsunuz | فَرِيقًا: bir grubu | مِنْكُمْ: sizden | مِنْ: | دِيَارِهِمْ: yurtlarından | تَظَاهَرُونَ: birleşiyorsunuz | عَلَيْهِمْ: onlara karşı | بِالْإِثْمِ: günah | وَالْعُدْوَانِ: ve düşmanlıkla | وَإِنْ: ve eğer | يَأْتُوكُمْ: size geldiklerinde | أُسَارَىٰ: esir olarak | تُفَادُوهُمْ: fidyelerini veriyorsunuz | وَهُوَ: ve o | مُحَرَّمٌ: yasaklanmış iken | عَلَيْكُمْ: size | إِخْرَاجُهُمْ: onları çıkarmak | أَفَتُؤْمِنُونَ: yoksa siz inanıyorsunuz da | بِبَعْضِ: bir kısmına | الْكِتَابِ: Kitabın | وَتَكْفُرُونَ: inkar mı ediyorsunuz | بِبَعْضٍ: bir kısmını | فَمَا: nedir? | جَزَاءُ: cezası | مَنْ: kimsenin | يَفْعَلُ: yapan | ذَٰلِكَ: bunu | مِنْكُمْ: sizden | إِلَّا: başka | خِزْيٌ: rezil olmaktan | فِي: -nda | الْحَيَاةِ: hayatı- | الدُّنْيَا: dünya | وَيَوْمَ: ve gününde | الْقِيَامَةِ: kıyamet | يُرَدُّونَ: onlar itilirler | إِلَىٰ: | أَشَدِّ: en şiddetlisine | الْعَذَابِ: azabın | وَمَا: değildir | اللَّهُ: Allah | بِغَافِلٍ: gafil | عَمَّا: -dan | تَعْمَلُونَ: yaptıklarınız- | (2:85)
|أُولَٰئِكَ: işte onlar | الَّذِينَ: kimselerdir | اشْتَرَوُا: satın alan | الْحَيَاةَ: hayatını | الدُّنْيَا: dünya | بِالْاخِرَةِ: ahireti verip | فَلَا: | يُخَفَّفُ: hiç hafifletilmez | عَنْهُمُ: onlardan | الْعَذَابُ: azab | وَلَا: ve hiç | هُمْ: onlara | يُنْصَرُونَ: yardım edilmez | (2:86)
|وَلَقَدْ: ve andolsun | اتَيْنَا: verdik | مُوسَى: Musa'ya | الْكِتَابَ: Kitabı | وَقَفَّيْنَا: birbiri ardınca gönderdik | مِنْ: -ndan | بَعْدِهِ: arkası- | بِالرُّسُلِ: peygamberler | وَاتَيْنَا: ve verdik | عِيسَى: Îsa'ya | ابْنَ: oğlu | مَرْيَمَ: Meryem | الْبَيِّنَاتِ: açık deliller | وَأَيَّدْنَاهُ: ve onu destekledik | بِرُوحِ: Ruh ile (Ruh'ül-Kudüs) | الْقُدُسِ: Kudüs (Ruh'ül-Kudüs) | أَفَكُلَّمَا: öyle mi? | جَاءَكُمْ: size gelse | رَسُولٌ: bir peygamber | بِمَا: şey ile | لَا: | تَهْوَىٰ: istemediği | أَنْفُسُكُمُ: canınızın | اسْتَكْبَرْتُمْ: büyüklük taslayarak | فَفَرِيقًا: kimini | كَذَّبْتُمْ: yalanlayacak | وَفَرِيقًا: kimini de | تَقْتُلُونَ: öldüreceksiniz | (2:87)
|وَقَالُوا: ve dediler | قُلُوبُنَا: kalblerimiz | غُلْفٌ: perdelidir | بَلْ: bilakis | لَعَنَهُمُ: onları la'netlemiştir | اللَّهُ: Allah | بِكُفْرِهِمْ: inkarlarından dolayı | فَقَلِيلًا: artık çok az | مَا: | يُؤْمِنُونَ: inanırlar | (2:88)
|وَلَمَّا: Ne zaman ki | جَاءَهُمْ: onlara geldi | كِتَابٌ: bir Kitap (Kur'an) | مِنْ: | عِنْدِ: katından | اللَّهِ: Allah | مُصَدِّقٌ: doğrulayıcı | لِمَا: şeyi | مَعَهُمْ: yanlarında bulunan (Tevrat)ı | وَكَانُوا: ve idiler | مِنْ: | قَبْلُ: daha önce | يَسْتَفْتِحُونَ: yardım istedikleri | عَلَى: karşı | الَّذِينَ: kimselere | كَفَرُوا: inkar eden | فَلَمَّا: ne zaman | جَاءَهُمْ: kendilerine gelince | مَا: şey | عَرَفُوا: o bildikleri (Kur'an) | كَفَرُوا: inkar ettiler | بِهِ: onu | فَلَعْنَةُ: artık la'neti | اللَّهِ: Allah'ın | عَلَى: üzerine olsun! | الْكَافِرِينَ: inkarcıların | (2:89)
|بِئْسَمَا: ne kötüdür | اشْتَرَوْا: sattıkları şey | بِهِ: onunla | أَنْفُسَهُمْ: kendilerini | أَنْ: için | يَكْفُرُوا: inkar etmek | بِمَا: şeyi | أَنْزَلَ: indirdiği | اللَّهُ: Allah'ın | بَغْيًا: çekemeyerek | أَنْ: | يُنَزِّلَ: (vahiy) indirmesini | اللَّهُ: Allah'ın | مِنْ: | فَضْلِهِ: lutfundan | عَلَىٰ: üzerine | مَنْ: kimsenin | يَشَاءُ: dilediği | مِنْ: -ndan | عِبَادِهِ: kulları- | فَبَاءُوا: uğradılar | بِغَضَبٍ: gazab | عَلَىٰ: üstüne | غَضَبٍ: gazaba | وَلِلْكَافِرِينَ: ve inkar edenler için | عَذَابٌ: bir azab vardır | مُهِينٌ: alçaltıcı | (2:90)
|وَإِذَا: zaman | قِيلَ: denildiği | لَهُمْ: onlara | امِنُوا: inanın | بِمَا: şeye | أَنْزَلَ: indirdiği | اللَّهُ: Allah'ın | قَالُوا: derler | نُؤْمِنُ: inanırız | بِمَا: şeye | أُنْزِلَ: indirilen | عَلَيْنَا: bize | وَيَكْفُرُونَ: ve inkar ederler | بِمَا: şeyi | وَرَاءَهُ: ondan sonra gelen | وَهُوَ: halbuki o | الْحَقُّ: haktır | مُصَدِّقًا: doğrulayan | لِمَا: şeyi | مَعَهُمْ: yanlarında bulunan | قُلْ: de ki | فَلِمَ: neden? | تَقْتُلُونَ: öldürüyordunuz | أَنْبِيَاءَ: peygamberlerini | اللَّهِ: Allah'ın | مِنْ: | قَبْلُ: daha önce | إِنْ: gerçekten | كُنْتُمْ: idiyseniz | مُؤْمِنِينَ: inanıyor | (2:91)
|وَلَقَدْ: Andolsun | جَاءَكُمْ: size gelmişti | مُوسَىٰ: Musa | بِالْبَيِّنَاتِ: apaçık delillerle | ثُمَّ: sonra | اتَّخَذْتُمُ: (ilah) edinmiştiniz | الْعِجْلَ: buzağıyı | مِنْ: -ndan | بَعْدِهِ: ardı- | وَأَنْتُمْ: ve siz | ظَالِمُونَ: zalimler olarak | (2:92)
|وَإِذْ: hani bir zaman | أَخَذْنَا: almıştık | مِيثَاقَكُمْ: kesin sözünüzü | وَرَفَعْنَا: ve kaldırmıştık | فَوْقَكُمُ: üzerinize | الطُّورَ: Tur(dağın)ı | خُذُوا: tutun | مَا: şeyi | اتَيْنَاكُمْ: size verdiğimiz | بِقُوَّةٍ: kuvvetle | وَاسْمَعُوا: dinleyin (demiştik) | قَالُوا: dediler | سَمِعْنَا: dinledik | وَعَصَيْنَا: ve isyan ettik | وَأُشْرِبُوا: ve içirildi | فِي: | قُلُوبِهِمُ: kalblerine | الْعِجْلَ: buzağı (sevgisi) | بِكُفْرِهِمْ: inkarlarıyla | قُلْ: de ki | بِئْسَمَا: ne kötü şey | يَأْمُرُكُمْ: size emrediyor | بِهِ: onunla | إِيمَانُكُمْ: imanınız | إِنْ: eğer | كُنْتُمْ: iseniz | مُؤْمِنِينَ: inanan kimseler | (2:93)
|قُلْ: de ki | إِنْ: eğer | كَانَتْ: ise | لَكُمُ: size ait | الدَّارُ: yurdu | الْاخِرَةُ: ahiret | عِنْدَ: katında | اللَّهِ: Allah | خَالِصَةً: gerçekten | مِنْ: (değil de) | دُونِ: başkasının | النَّاسِ: insanlardan | فَتَمَنَّوُا: haydi temenni edin | الْمَوْتَ: ölümü | إِنْ: eğer | كُنْتُمْ: iseniz | صَادِقِينَ: sözünüzde doğru | (2:94)
|وَلَنْ: | يَتَمَنَّوْهُ: fakat (ölümü) istemezler | أَبَدًا: asla | بِمَا: dolayı | قَدَّمَتْ: yapıp sunduğu işlerden | أَيْدِيهِمْ: ellerinin | وَاللَّهُ: Allah | عَلِيمٌ: bilir | بِالظَّالِمِينَ: zalimleri | (2:95)
|وَلَتَجِدَنَّهُمْ: onları bulursun | أَحْرَصَ: en düşkünü | النَّاسِ: insanların | عَلَىٰ: | حَيَاةٍ: hayata | وَمِنَ: | الَّذِينَ: kimselerden | أَشْرَكُوا: ortak koşan(lar) | يَوَدُّ: ister | أَحَدُهُمْ: her biri | لَوْ: olsa | يُعَمَّرُ: yaşatılmasını | أَلْفَ: bin | سَنَةٍ: yıl | وَمَا: ve değildir | هُوَ: o | بِمُزَحْزِحِهِ: onu uzaklaştıracak | مِنَ: -dan | الْعَذَابِ: azab- | أَنْ: oysa | يُعَمَّرَ: (o kadar) yaşaması | وَاللَّهُ: Allah | بَصِيرٌ: görüyor | بِمَا: şeyleri | يَعْمَلُونَ: yaptıkları | (2:96)
|قُلْ: de ki | مَنْ: kim | كَانَ: ise (bilsin ki) | عَدُوًّا: düşmandır | لِجِبْرِيلَ: Cebrail'e | فَإِنَّهُ: şüphesiz o | نَزَّلَهُ: onu indirmiştir | عَلَىٰ: | قَلْبِكَ: kalbine | بِإِذْنِ: izniyle | اللَّهِ: Allah'ın | مُصَدِّقًا: doğrulayıcı olarak | لِمَا: | بَيْنَ: | يَدَيْهِ: kendinden öncekileri | وَهُدًى: ve hidayet | وَبُشْرَىٰ: ve müjdeci | لِلْمُؤْمِنِينَ: inananlar için | (2:97)
|مَنْ: kim | كَانَ: ise | عَدُوًّا: düşman | لِلَّهِ: Allah'a | وَمَلَائِكَتِهِ: ve meleklerine | وَرُسُلِهِ: ve resullerine | وَجِبْرِيلَ: ve Cebrail'e | وَمِيكَالَ: ve Mikail'e | فَإِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah da | عَدُوٌّ: düşmanıdır | لِلْكَافِرِينَ: inkar edenlerin | (2:98)
|وَلَقَدْ: andolsun | أَنْزَلْنَا: indirdik | إِلَيْكَ: sana | ايَاتٍ: ayetler | بَيِّنَاتٍ: apaçık | وَمَا: ve etmez | يَكْفُرُ: inkar | بِهَا: onları | إِلَّا: başkası | الْفَاسِقُونَ: fasıklardan | (2:99)
|أَوَكُلَّمَا: ne zaman | عَاهَدُوا: anlaştılarsa | عَهْدًا: ahitle | نَبَذَهُ: onu bozdular | فَرِيقٌ: bir grup | مِنْهُمْ: onlardan | بَلْ: zaten | أَكْثَرُهُمْ: çokları | لَا: | يُؤْمِنُونَ: inanmazlar | (2:100)
|وَلَمَّا: ne zaman | جَاءَهُمْ: onlara geldiyse | رَسُولٌ: bir elçi | مِنْ: | عِنْدِ: katından | اللَّهِ: Allah'ın | مُصَدِّقٌ: doğrulayan | لِمَا: şeyleri | مَعَهُمْ: yanlarındaki | نَبَذَ: attılar | فَرِيقٌ: bir gurup | مِنَ: | الَّذِينَ: kendilerine | أُوتُوا: verilenlerden | الْكِتَابَ: kitap | كِتَابَ: kitabı | اللَّهِ: Allah'ın | وَرَاءَ: arkasına | ظُهُورِهِمْ: sırtlarının | كَأَنَّهُمْ: sanki gibi | لَا: | يَعْلَمُونَ: bilmiyorlarmış | (2:101)
|وَاتَّبَعُوا: ve uydular | مَا: şeye | تَتْلُو: uyduduğu | الشَّيَاطِينُ: şeytanların | عَلَىٰ: hakkında | مُلْكِ: mülkü | سُلَيْمَانَ: Süleyman'ın | وَمَا: | كَفَرَ: küfre girmedi | سُلَيْمَانُ: Süleyman | وَلَٰكِنَّ: fakat | الشَّيَاطِينَ: şeytanlar | كَفَرُوا: küfre girdiler | يُعَلِّمُونَ: öğreterek | النَّاسَ: insanlara | السِّحْرَ: sihri | وَمَا: ve şeyi | أُنْزِلَ: indirilen | عَلَى: | الْمَلَكَيْنِ: iki meleğe | بِبَابِلَ: Babil'de | هَارُوتَ: Harut | وَمَارُوتَ: ve Marut (isimli) | وَمَا: | يُعَلِّمَانِ: onlar öğretmezlerdi | مِنْ: | أَحَدٍ: hiç kimseye | حَتَّىٰ: | يَقُولَا: demedikçe | إِنَّمَا: şüphesiz | نَحْنُ: biz | فِتْنَةٌ: fitneyiz | فَلَا: | تَكْفُرْ: sakın küfre girmeyin | فَيَتَعَلَّمُونَ: fakat öğreniyorlardı | مِنْهُمَا: bunlardan | مَا: şeyi | يُفَرِّقُونَ: ayıran | بِهِ: onunla | بَيْنَ: arasını | الْمَرْءِ: eşi | وَزَوْجِهِ: ve karısının | وَمَا: ve değildir | هُمْ: ama onlar | بِضَارِّينَ: zarar veriyor | بِهِ: onunla | مِنْ: | أَحَدٍ: hiç kimseye | إِلَّا: başka | بِإِذْنِ: izninden | اللَّهِ: Allah'ın | وَيَتَعَلَّمُونَ: onlar öğreniyorlardı | مَا: şeyi | يَضُرُّهُمْ: zarar veren | وَلَا: değil | يَنْفَعُهُمْ: yarar vereni | وَلَقَدْ: andolsun | عَلِمُوا: gayet iyi biliyorlardı ki | لَمَنِ: kimsenin | اشْتَرَاهُ: onu satın alan | مَا: yoktur | لَهُ: onun | فِي: | الْاخِرَةِ: ahirette | مِنْ: | خَلَاقٍ: bir nasibi | وَلَبِئْسَ: ve ne kötüdür | مَا: şey | شَرَوْا: sattıkları | بِهِ: onunla | أَنْفُسَهُمْ: kendilerini | لَوْ: keşke | كَانُوا: | يَعْلَمُونَ: (bunu) bilselerdi! | (2:102)
|وَلَوْ: ve eğer | أَنَّهُمْ: şüphesiz onlar | امَنُوا: iman etseler | وَاتَّقَوْا: ve sakınmış olsalardı | لَمَثُوبَةٌ: sevabı | مِنْ: | عِنْدِ: katından | اللَّهِ: Allah'ın | خَيْرٌ: daha hayırlı (olurdu) | لَوْ: keşke | كَانُوا: idi | يَعْلَمُونَ: bilseler | (2:103)
|يَا: EY/HEY/AH | أَيُّهَا: SİZ! | الَّذِينَ: kimseler | امَنُوا: inanan(lar) | لَا: | تَقُولُوا: demeyin | رَاعِنَا: Ra'ina (bizi gözet yahut: kaba söz) | وَقُولُوا: deyin | انْظُرْنَا: unzurna (bize bak) | وَاسْمَعُوا: ve dinleyin | وَلِلْكَافِرِينَ: ve kafirler için vardır | عَذَابٌ: bir azab | أَلِيمٌ: acı | (2:104)
|مَا: | يَوَدُّ: arzu etmezler | الَّذِينَ: kimseler | كَفَرُوا: inkar eden(ler) | مِنْ: -nden | أَهْلِ: ehli- | الْكِتَابِ: kitab | وَلَا: | الْمُشْرِكِينَ: ve müşriklerden | أَنْ: | يُنَزَّلَ: indirilmesini | عَلَيْكُمْ: size | مِنْ: hiçbir | خَيْرٍ: hayır | مِنْ: -den | رَبِّكُمْ: rabbiniz- | وَاللَّهُ: oysa Allah | يَخْتَصُّ: tahsis eder | بِرَحْمَتِهِ: rahmetini | مَنْ: kimseye | يَشَاءُ: dilediği | وَاللَّهُ: Allah | ذُو: sahibidir | الْفَضْلِ: lutuf | الْعَظِيمِ: büyük | (2:105)
|مَا: ne ki | نَنْسَخْ: biz neshedersek | مِنْ: (bir parça) | ايَةٍ: ayeti | أَوْ: veya | نُنْسِهَا: onu unutturursak | نَأْتِ: getiririz | بِخَيْرٍ: daha iyisini | مِنْهَا: ondan | أَوْ: ya da | مِثْلِهَا: benzerini | أَلَمْ: | تَعْلَمْ: bilmez misin? | أَنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah'ın | عَلَىٰ: | كُلِّ: her | شَيْءٍ: şeye | قَدِيرٌ: gücü yeter | (2:106)
|أَلَمْ: | تَعْلَمْ: bilmez misin? | أَنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | لَهُ: onundur | مُلْكُ: mülkü | السَّمَاوَاتِ: göklerin | وَالْأَرْضِ: ve yerin | وَمَا: ve yoktur | لَكُمْ: size | مِنْ: | دُونِ: başka | اللَّهِ: Allah'tan | مِنْ: hiçbir | وَلِيٍّ: koruyucu | وَلَا: ve (ne de) | نَصِيرٍ: bir yardımcı | (2:107)
|أَمْ: yoksa | تُرِيدُونَ: arzu (mu) ediyorsunuz? | أَنْ: | تَسْأَلُوا: istekte bulunmayı | رَسُولَكُمْ: rasulunüzden | كَمَا: gibi | سُئِلَ: istedikleri | مُوسَىٰ: Musa'dan | مِنْ: | قَبْلُ: daha önce | وَمَنْ: ve kim | يَتَبَدَّلِ: değiştirirse | الْكُفْرَ: inkarı | بِالْإِيمَانِ: imana | فَقَدْ: şüphesiz (o) | ضَلَّ: sapıtmıştır | سَوَاءَ: dümdüz | السَّبِيلِ: yolu | (2:108)
|وَدَّ: isterler | كَثِيرٌ: bir çoğu | مِنْ: -nden | أَهْلِ: ehli- | الْكِتَابِ: kitap | لَوْ: şayet | يَرُدُّونَكُمْ: sizi döndürmek | مِنْ: | بَعْدِ: sonra | إِيمَانِكُمْ: imanınızdan | كُفَّارًا: kafirler olarak | حَسَدًا: hasetle | مِنْ: | عِنْدِ: | أَنْفُسِهِمْ: içlerindeki | مِنْ: | بَعْدِ: sonra | مَا: | تَبَيَّنَ: apaçık belli olduktan | لَهُمُ: onlara | الْحَقُّ: gerçek | فَاعْفُوا: affedin | وَاصْفَحُوا: hoş görün | حَتَّىٰ: kadar | يَأْتِيَ: getirinceye | اللَّهُ: Allah | بِأَمْرِهِ: emrini | إِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | عَلَىٰ: | كُلِّ: her | شَيْءٍ: şeye | قَدِيرٌ: gücü yetendir | (2:109)
|وَأَقِيمُوا: ve doğrulun | الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe | وَاتُوا: ve verin | الزَّكَاةَ: zekatı | وَمَا: ne ki | تُقَدِّمُوا: ne gönderirsiniz | لِأَنْفُسِكُمْ: kendiniz için | مِنْ: | خَيْرٍ: hayırdan | تَجِدُوهُ: bulursunuz | عِنْدَ: katında | اللَّهِ: Allah'ın | إِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | بِمَا: şeyleri | تَعْمَلُونَ: yaptıklarınız | بَصِيرٌ: görür | (2:110)
|وَقَالُوا: ve dediler | لَنْ: | يَدْخُلَ: asla giremez | الْجَنَّةَ: cennete | إِلَّا: başkası | مَنْ: kimseden | كَانَ: olan | هُودًا: Yahudi | أَوْ: veyahut | نَصَارَىٰ: hıristiyan | تِلْكَ: işte bu | أَمَانِيُّهُمْ: onların kuruntusudur | قُلْ: de ki | هَاتُوا: getirin | بُرْهَانَكُمْ: delilinizi | إِنْ: eğer | كُنْتُمْ: iseniz | صَادِقِينَ: doğru | (2:111)
|بَلَىٰ: hayır | مَنْ: kim | أَسْلَمَ: teslim ederse | وَجْهَهُ: yüzünü | لِلَّهِ: Allah'a | وَهُوَ: ve o | مُحْسِنٌ: işini güzel yaparak | فَلَهُ: Zira onlar/onlarsa | أَجْرُهُ: mükafatı | عِنْدَ: yanındadır | رَبِّهِ: Rabbinin | وَلَا: ve yoktur | خَوْفٌ: korku | عَلَيْهِمْ: onlara | وَلَا: ve yoktur | هُمْ: onlara | يَحْزَنُونَ: üzülmek | (2:112)
|وَقَالَتِ: ve dediler ki | الْيَهُودُ: Yahudiler | لَيْسَتِ: değiller | النَّصَارَىٰ: Hıristiyanlar | عَلَىٰ: üzerinde | شَيْءٍ: bir şey (temel) | وَقَالَتِ: ve dediler ki | النَّصَارَىٰ: Hıristiyanlar da | لَيْسَتِ: değildirler | الْيَهُودُ: Yahudiler | عَلَىٰ: üzerinde | شَيْءٍ: bir şey (temel) | وَهُمْ: oysa onlar | يَتْلُونَ: okuyorlar | الْكِتَابَ: Kitabı | كَذَٰلِكَ: böylece | قَالَ: söylediler | الَّذِينَ: kimseler | لَا: | يَعْلَمُونَ: bilmeyen(ler) | مِثْلَ: benzerini | قَوْلِهِمْ: onların sözlerinin | فَاللَّهُ: artık Allah | يَحْكُمُ: hüküm verecektir | بَيْنَهُمْ: aralarında | يَوْمَ: günü | الْقِيَامَةِ: kıyamet | فِيمَا: şey hakkında | كَانُوا: oldukları | فِيهِ: onda | يَخْتَلِفُونَ: ihtilaf halinde | (2:113)
|وَمَنْ: ve kim olabilir | أَظْلَمُ: daha zalim | مِمَّنْ: kimseden | مَنَعَ: men eden | مَسَاجِدَ: mescidlerinde | اللَّهِ: Allah'ın | أَنْ: | يُذْكَرَ: anılmasına | فِيهَا: içinde | اسْمُهُ: isminin | وَسَعَىٰ: ve çalışandan | فِي: | خَرَابِهَا: onların harabolmasına | أُولَٰئِكَ: işte | مَا: yoktur | كَانَ: olmaları | لَهُمْ: onlar için | أَنْ: | يَدْخُلُوهَا: girmeleri | إِلَّا: dışında | خَائِفِينَ: korka korka | لَهُمْ: onlar için vardır | فِي: | الدُّنْيَا: dünyada | خِزْيٌ: rezillik | وَلَهُمْ: ve Onların | فِي: | الْاخِرَةِ: ahirette | عَذَابٌ: azap | عَظِيمٌ: büyük bir | (2:114)
|وَلِلَّهِ: ve Allah'ındır | الْمَشْرِقُ: doğu da | وَالْمَغْرِبُ: batı da | فَأَيْنَمَا: nereye | تُوَلُّوا: dönerseniz | فَثَمَّ: oradadır | وَجْهُ: yüzü (zatı) | اللَّهِ: Allah'ın | إِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah'(ın) | وَاسِعٌ: (rahmeti ve ni'meti) boldur | عَلِيمٌ: (her şeyi) bilendir | (2:115)
|وَقَالُوا: ve dediler ki | اتَّخَذَ: edindi | اللَّهُ: Allah | وَلَدًا: çocuk | سُبْحَانَهُ: O yücedir | بَلْ: bilakis | لَهُ: onundur | مَا: ne varsa | فِي: | السَّمَاوَاتِ: göklerde | وَالْأَرْضِ: ve yerde | كُلٌّ: hepsi | لَهُ: O'na | قَانِتُونَ: boyun eğmiştir | (2:116)
|بَدِيعُ: (O) yaratıcısıdır | السَّمَاوَاتِ: göklerin | وَالْأَرْضِ: ve yerin | وَإِذَا: zaman | قَضَىٰ: hükmettiği | أَمْرًا: bir işe (şeye) | فَإِنَّمَا: şüphesiz sadece | يَقُولُ: der | لَهُ: ona | كُنْ: ol | فَيَكُونُ: hemen oluverir | (2:117)
|وَقَالَ: dediler ki | الَّذِينَ: kimseler | لَا: | يَعْلَمُونَ: bilmeyen(ler) | لَوْلَا: değil miydi? | يُكَلِّمُنَا: bizimle konuşmalı | اللَّهُ: Allah | أَوْ: ya da | تَأْتِينَا: bize gelmeli | ايَةٌ: bir ayet (mu'cize) | كَذَٰلِكَ: işte böyle | قَالَ: söyle(mişler)di | الَّذِينَ: kimseler | مِنْ: | قَبْلِهِمْ: onlardan önceki(ler de) | مِثْلَ: benzerini | قَوْلِهِمْ: onların dediklerinin | تَشَابَهَتْ: birbirine benzedi | قُلُوبُهُمْ: kalbleri | قَدْ: elbette | بَيَّنَّا: iyice açıkladık | الْايَاتِ: ayetleri | لِقَوْمٍ: kavimler için | يُوقِنُونَ: bilmek isteyen | (2:118)
|إِنَّا: doğrusu biz | أَرْسَلْنَاكَ: seni gönderdik | بِالْحَقِّ: gerçekle | بَشِيرًا: müjdeleyici | وَنَذِيرًا: ve uyarıcı olarak | وَلَا: değilsin | تُسْأَلُ: sen sorumlu | عَنْ: | أَصْحَابِ: halkından | الْجَحِيمِ: cehennem | (2:119)
|وَلَنْ: ve olmazlar | تَرْضَىٰ: razı | عَنْكَ: senden | الْيَهُودُ: (ne) yahudiler | وَلَا: (ne de) | النَّصَارَىٰ: hıristiyanlar | حَتَّىٰ: kadar | تَتَّبِعَ: sen uyuncaya | مِلَّتَهُمْ: onların milletine (dinine) | قُلْ: de ki | إِنَّ: şüphesiz | هُدَى: hidayeti | اللَّهِ: Allah'ın | هُوَ: odur | الْهُدَىٰ: asıl doğru yol | وَلَئِنِ: eğer | اتَّبَعْتَ: uyarsan | أَهْوَاءَهُمْ: onların arzularına | بَعْدَ: sonra | الَّذِي: | جَاءَكَ: sana gelen | مِنَ: -den | الْعِلْمِ: ilim- | مَا: yoktur | لَكَ: sana | مِنَ: | اللَّهِ: Allah'tan | مِنْ: hiç | وَلِيٍّ: bir dost | وَلَا: ve hiç | نَصِيرٍ: bir yardımcı | (2:120)
|الَّذِينَ: kimseler | اتَيْنَاهُمُ: kendilerine verdiğimiz | الْكِتَابَ: Kitabı | يَتْلُونَهُ: onu okuyanlar | حَقَّ: doğru bir | تِلَاوَتِهِ: okuyuşla | أُولَٰئِكَ: işte onlar | يُؤْمِنُونَ: inananlardır | بِهِ: ona | وَمَنْ: ve kim | يَكْفُرْ: inkar ederse | بِهِ: onu | فَأُولَٰئِكَ: işte | هُمُ: onlar | الْخَاسِرُونَ: ziyana uğrayanlardır | (2:121)
|يَا: EY/HEY/AH | بَنِي: Çocuklar | إِسْرَائِيلَ: İsrail | اذْكُرُوا: hatırlayın | نِعْمَتِيَ: ni'meti | الَّتِي: | أَنْعَمْتُ: verdiğim | عَلَيْكُمْ: size | وَأَنِّي: gerçekten | فَضَّلْتُكُمْ: sizi üstün kıldığımı | عَلَى: üzerine | الْعَالَمِينَ: alemler | (2:122)
|وَاتَّقُوا: sakının | يَوْمًا: şu günden (ki) | لَا: | تَجْزِي: cezasını çekmez | نَفْسٌ: kimse | عَنْ: | نَفْسٍ: kimsenin | شَيْئًا: bir şeyle | وَلَا: | يُقْبَلُ: ve kabul edilmez | مِنْهَا: ondan | عَدْلٌ: fidye | وَلَا: | تَنْفَعُهَا: ona fayda vermez | شَفَاعَةٌ: şefaat | وَلَا: | هُمْ: onlara | يُنْصَرُونَ: yardım da edilmez | (2:123)
|وَإِذِ: zaman | ابْتَلَىٰ: imtihan ettiği | إِبْرَاهِيمَ: İbrahim'i | رَبُّهُ: Rabbi | بِكَلِمَاتٍ: kelimelerle | فَأَتَمَّهُنَّ: o da onları tamamlamıştı | قَالَ: (Allah) dedi ki | إِنِّي: şüphesiz ben | جَاعِلُكَ: seni yapacağım | لِلنَّاسِ: insanlar için | إِمَامًا: önder | قَالَ: (İbrahim) dedi ki | وَمِنْ: -dan da | ذُرِّيَّتِي: benim soyum- | قَالَ: buyurdu | لَا: | يَنَالُ: ulaşmaz | عَهْدِي: ahdim | الظَّالِمِينَ: zalimlere | (2:124)
|وَإِذْ: hani | جَعَلْنَا: biz kıldık | الْبَيْتَ: Yapı | مَثَابَةً: toplanma yeri | لِلنَّاسِ: insanlara | وَأَمْنًا: ve güven yeri | وَاتَّخِذُوا: siz de edinin | مِنْ: -ından | مَقَامِ: makam- | إِبْرَاهِيمَ: İbrahim'in | مُصَلًّى: destekleyen/destekleyici | وَعَهِدْنَا: ve emretmiştik | إِلَىٰ: | إِبْرَاهِيمَ: İbrahim'e | وَإِسْمَاعِيلَ: ve İsma'il'e | أَنْ: | طَهِّرَا: -temizlemek | بَيْتِيَ: Yapıları | لِلطَّائِفِينَ: tavaf edenler için | وَالْعَاكِفِينَ: ibadete kapananlar | وَالرُّكَّعِ: ve rüku edenler | السُّجُودِ: secde edenler | (2:125)
|وَإِذْ: ve hani | قَالَ: demişti ki | إِبْرَاهِيمُ: İbrahim | رَبِّ: Rabbim | اجْعَلْ: kıl | هَٰذَا: bu | بَلَدًا: şehri | امِنًا: güvenli | وَارْزُقْ: ve rızıklandır | أَهْلَهُ: halkını | مِنَ: | الثَّمَرَاتِ: ürünlerle | مَنْ: kimseleri | امَنَ: inanan | مِنْهُمْ: onlardan | بِاللَّهِ: Allah'a | وَالْيَوْمِ: ve gününe | الْاخِرِ: ahiret | قَالَ: (Rabbi) buyurdu ki | وَمَنْ: kimseyi | كَفَرَ: inkar eden | فَأُمَتِّعُهُ: onu geçindiririm | قَلِيلًا: az bir (süre) | ثُمَّ: sonra | أَضْطَرُّهُ: onu mahkum ederim | إِلَىٰ: | عَذَابِ: azabına | النَّارِ: cehennem | وَبِئْسَ: ve ne kötü | الْمَصِيرُ: dönüş yeridir | (2:126)
|وَإِذْ: ve zaman | يَرْفَعُ: yükselttiği | إِبْرَاهِيمُ: İbrahim | الْقَوَاعِدَ: temellendirdiği | مِنَ: -dan | الْبَيْتِ: Yapı | وَإِسْمَاعِيلُ: İsma'il'(le beraber) | رَبَّنَا: Rabbi'imiz | تَقَبَّلْ: kabul buyur | مِنَّا: bizden | إِنَّكَ: kuşkusuz sen | أَنْتَ: (yalnız) sen | السَّمِيعُ: işitensin | الْعَلِيمُ: bilensin | (2:127)
|رَبَّنَا: Rabbimiz | وَاجْعَلْنَا: bizi yap | مُسْلِمَيْنِ: teslim olanlardan | لَكَ: sana | وَمِنْ: | ذُرِّيَّتِنَا: neslimizden de | أُمَّةً: bir ümmet (çıkar) | مُسْلِمَةً: teslim olan | لَكَ: sana | وَأَرِنَا: ve bize göster | مَنَاسِكَنَا: ibadet yollarımızı | وَتُبْ: ve tevbemizi kabul et | عَلَيْنَا: bizden | إِنَّكَ: şüphesiz sen | أَنْتَ: (ancak) sensin | التَّوَّابُ: tevbeleri kabul eden | الرَّحِيمُ: çok merhametli olan | (2:128)
|رَبَّنَا: Rabbimiz | وَابْعَثْ: gönder | فِيهِمْ: onlara | رَسُولًا: bir elçi | مِنْهُمْ: kendi içlerinden | يَتْلُو: okuyacak | عَلَيْهِمْ: kendilerine | ايَاتِكَ: senin ayetlerini | وَيُعَلِّمُهُمُ: ve onlara öğretecek | الْكِتَابَ: Kitabı | وَالْحِكْمَةَ: ve hikmeti | وَيُزَكِّيهِمْ: ve onları temizleyecek | إِنَّكَ: şüphesiz sensin | أَنْتَ: yalnız sen | الْعَزِيزُ: Aziz olan | الْحَكِيمُ: Hakim olan | (2:129)
|وَمَنْ: ve kim ki | يَرْغَبُ: yüz çevirir | عَنْ: | مِلَّةِ: milletinden (dininden) | إِبْرَاهِيمَ: İbrahim'in | إِلَّا: başka | مَنْ: kimseen | سَفِهَ: sefih kılan | نَفْسَهُ: nefsini | وَلَقَدِ: Andolsun ki | اصْطَفَيْنَاهُ: biz onu seçmiştik | فِي: | الدُّنْيَا: dünyada | وَإِنَّهُ: ve şüphesiz o | فِي: | الْاخِرَةِ: ahirette de | لَمِنَ: | الصَّالِحِينَ: salihlerdendir | (2:130)
|إِذْ: hani | قَالَ: demişti | لَهُ: ona | رَبُّهُ: Rabbi | أَسْلِمْ: İslam ol (teslim ol) | قَالَ: dedi | أَسْلَمْتُ: teslim oldum | لِرَبِّ: Rabbine | الْعَالَمِينَ: alemlerin | (2:131)
|وَوَصَّىٰ: ve vasiyyet etti | بِهَا: bunu | إِبْرَاهِيمُ: İbrahim | بَنِيهِ: kendi oğullarına | وَيَعْقُوبُ: ve Ya'kub da | يَا: EY/HEY/AH | بَنِي: Çocuklar | إِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | اصْطَفَىٰ: seçti | لَكُمُ: sizin için | الدِّينَ: bu dini | فَلَا: | تَمُوتُنَّ: öyleyse ölmeyin | إِلَّا: başka (bir şekilde) | وَأَنْتُمْ: sizler | مُسْلِمُونَ: müslümanlar olmaktan | (2:132)
|أَمْ: yoksa | كُنْتُمْ: siz | شُهَدَاءَ: şahit miydiniz | إِذْ: zaman | حَضَرَ: geldiği | يَعْقُوبَ: Ya'kub'a | الْمَوْتُ: ölüm hali | إِذْ: o zaman | قَالَ: (Ya'kub) dedi ki | لِبَنِيهِ: oğullarına | مَا: neye | تَعْبُدُونَ: kulluk edeceksiniz | مِنْ: | بَعْدِي: benden sonra | قَالُوا: dediler ki | نَعْبُدُ: kulluk edeceğiz | إِلَٰهَكَ: senin tanrına | وَإِلَٰهَ: ve tanrısına | ابَائِكَ: ataların | إِبْرَاهِيمَ: İbrahim | وَإِسْمَاعِيلَ: ve İsma'il | وَإِسْحَاقَ: ve İshak'ın | إِلَٰهًا: Tanrı'sına | وَاحِدًا: tek | وَنَحْنُ: ve biz | لَهُ: O'na | مُسْلِمُونَ: teslim olanlarız | (2:133)
|تِلْكَ: onlar | أُمَّةٌ: bir ümmetti | قَدْ: elbette | خَلَتْ: gelip geçti | لَهَا: kendilerine | مَا: şeyler | كَسَبَتْ: onların kazandıkları | وَلَكُمْ: size aittir | مَا: şeyler | كَسَبْتُمْ: sizin kazandıklarınız | وَلَا: | تُسْأَلُونَ: siz sorulmazsınız | عَمَّا: şeyden | كَانُوا: oldukları | يَعْمَلُونَ: onların yapıyor | (2:134)
|وَقَالُوا: ve dediler | كُونُوا: olun ki | هُودًا: Yahudi | أَوْ: veya | نَصَارَىٰ: hıristiyan | تَهْتَدُوا: doğru yolu bulasınız | قُلْ: de ki | بَلْ: bilakis (uyarız) | مِلَّةَ: milletine (dinine) | إِبْرَاهِيمَ: İbrahim'in | حَنِيفًا: hanif | وَمَا: | كَانَ: O değildi | مِنَ: | الْمُشْرِكِينَ: ortak koşanlardan | (2:135)
|قُولُوا: deyin | امَنَّا: inandık | بِاللَّهِ: Allah'a | وَمَا: ve şeye | أُنْزِلَ: indirilen | إِلَيْنَا: bize | وَمَا: ve şeye | أُنْزِلَ: indirilen | إِلَىٰ: | إِبْرَاهِيمَ: İbrahim'e | وَإِسْمَاعِيلَ: ve İsma'il'e | وَإِسْحَاقَ: ve İshak'a | وَيَعْقُوبَ: ve Ya'kub'a | وَالْأَسْبَاطِ: ve torunlarına | وَمَا: ve şeye | أُوتِيَ: verilen | مُوسَىٰ: Musa'ya | وَعِيسَىٰ: ve Îsa'ya | وَمَا: ve şeye | أُوتِيَ: verilen | النَّبِيُّونَ: peygamberlere | مِنْ: -nden | رَبِّهِمْ: rableri- | لَا: | نُفَرِّقُ: ayırım yapmayız | بَيْنَ: arasında | أَحَدٍ: hiçbiri | مِنْهُمْ: onların | وَنَحْنُ: ve biz | لَهُ: O'na | مُسْلِمُونَ: teslim olanlarız | (2:136)
|فَإِنْ: eğer | امَنُوا: iman ederlerse | بِمِثْلِ: gibi | مَا: | امَنْتُمْ: sizin iman ettiğiniz | بِهِ: ona | فَقَدِ: elbette | اهْتَدَوْا: doğru yolu bulmuş olurlar | وَإِنْ: eğer | تَوَلَّوْا: dönerlerse | فَإِنَّمَا: mutlaka | هُمْ: onlar | فِي: içine | شِقَاقٍ: anlaşmazlık (düşerler) | فَسَيَكْفِيكَهُمُ: onlara karşı sana yeter | اللَّهُ: Allah | وَهُوَ: ve O | السَّمِيعُ: işitendir | الْعَلِيمُ: bilendir | (2:137)
|صِبْغَةَ: boyası (ile boyan) | اللَّهِ: Allah'ın | وَمَنْ: ve kimdir | أَحْسَنُ: daha güzeli | مِنَ: -'tan | اللَّهِ: Allah- | صِبْغَةً: boyası | وَنَحْنُ: ve biz ancak | لَهُ: O'na | عَابِدُونَ: kulluk ederiz | (2:138)
|قُلْ: söyle (onlara) | أَتُحَاجُّونَنَا: bizimle tartışıyor musunuz? | فِي: hakkında | اللَّهِ: Allah | وَهُوَ: O iken | رَبُّنَا: bizim de Rabbimiz | وَرَبُّكُمْ: sizin de Rabbiniz | وَلَنَا: bizimdir | أَعْمَالُنَا: bizim yaptıklarımız | وَلَكُمْ: sizindir | أَعْمَالُكُمْ: sizin yaptıklarınız | وَنَحْنُ: ve biz | لَهُ: O'na | مُخْلِصُونَ: gönülden bağlananlarız | (2:139)
|أَمْ: yoksa | تَقُولُونَ: söylüyor(mu)sunuz | إِنَّ: şüphesiz | إِبْرَاهِيمَ: İbrahim | وَإِسْمَاعِيلَ: ve İsma'il | وَإِسْحَاقَ: ve İshak | وَيَعْقُوبَ: ve Ya'kub | وَالْأَسْبَاطَ: ve torunlarının | كَانُوا: olduklarını | هُودًا: yahudi | أَوْ: yahut | نَصَارَىٰ: hıristiyan | قُلْ: de ki | أَأَنْتُمْ: siz mi | أَعْلَمُ: daha iyi bilirsiniz | أَمِ: yoksa | اللَّهُ: Allah (mı) | وَمَنْ: ve kimdir | أَظْلَمُ: daha zalim | مِمَّنْ: kimseden | كَتَمَ: gizleyen | شَهَادَةً: şahitliği | عِنْدَهُ: yanında bulunan | مِنَ: tarafından | اللَّهِ: Allah | وَمَا: ve değildir | اللَّهُ: Allah | بِغَافِلٍ: gafil | عَمَّا: -dan | تَعْمَلُونَ: yaptıklarınız- | (2:140)
|تِلْكَ: İşte onlar | أُمَّةٌ: bir ümmetti | قَدْ: ki | خَلَتْ: gelip geçti | لَهَا: onlarındır | مَا: şeyler | كَسَبَتْ: kazandıkları | وَلَكُمْ: ve sizindir | مَا: şeyler | كَسَبْتُمْ: sizin kazandıklarınız | وَلَا: | تُسْأَلُونَ: sorulmazsınız | عَمَّا: şeylerden | كَانُوا: oldukları | يَعْمَلُونَ: onların yapıyor | (2:141)
|سَيَقُولُ: diyecekler ki | السُّفَهَاءُ: bazı beyinsizler | مِنَ: -dan | النَّاسِ: insanlar- | مَا: nedir | وَلَّاهُمْ: onları çeviren | عَنْ: -nden | قِبْلَتِهِمُ: kıbleleri- | الَّتِي: o ki | كَانُوا: bulunurlar | عَلَيْهَا: üzerinde | قُلْ: de ki | لِلَّهِ: Allah'ındır | الْمَشْرِقُ: doğu | وَالْمَغْرِبُ: ve batı | يَهْدِي: O iletir | مَنْ: kimseyi | يَشَاءُ: dilediğini (dileyeni) | إِلَىٰ: -a | صِرَاطٍ: yol- | مُسْتَقِيمٍ: doğru | (2:142)
|وَكَذَٰلِكَ: ve böylece | جَعَلْنَاكُمْ: sizi kıldık | أُمَّةً: bir ümmet | وَسَطًا: vasat | لِتَكُونُوا: olmanız için | شُهَدَاءَ: şahit | عَلَى: -a | النَّاسِ: insanlar- | وَيَكُونَ: ve olması için | الرَّسُولُ: rasulün (de) | عَلَيْكُمْ: size | شَهِيدًا: şahit | وَمَا: | جَعَلْنَا: ve yap(ma)dık | الْقِبْلَةَ: bir kıble | الَّتِي: | كُنْتَ: olduğunuzu | عَلَيْهَا: üzerinde | إِلَّا: sadece (yaptık) | لِنَعْلَمَ: bilmek için | مَنْ: kimseyi | يَتَّبِعُ: uyan | الرَّسُولَ: Elçi'ye | مِمَّنْ: kimseden | يَنْقَلِبُ: geriye dönen | عَلَىٰ: üzerinde | عَقِبَيْهِ: ökçesi | وَإِنْ: ve elbette | كَانَتْ: | لَكَبِيرَةً: ağır gelir | إِلَّا: başkasına | عَلَى: | الَّذِينَ: kimseye | هَدَى: yol gösterdiği | اللَّهُ: Allah'ın | وَمَا: değildir | كَانَ: | اللَّهُ: Allah | لِيُضِيعَ: zayi edecek | إِيمَانَكُمْ: sizin imanınızı | إِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | بِالنَّاسِ: insanlara | لَرَءُوفٌ: şefkatlidir | رَحِيمٌ: merhametlidir | (2:143)
|قَدْ: elbette | نَرَىٰ: görüyoruz | تَقَلُّبَ: çevrilip durduğunu | وَجْهِكَ: yüzünün | فِي: doğru | السَّمَاءِ: göğe | فَلَنُوَلِّيَنَّكَ: elbette seni döndüreceğiz | قِبْلَةً: bir kıbleye | تَرْضَاهَا: hoşlanacağın | فَوَلِّ: (Bundan böyle) çevir | وَجْهَكَ: yüzünü | شَطْرَ: tarafına | الْمَسْجِدِ: Mescid-i | الْحَرَامِ: Haram'a | وَحَيْثُ: ve nerede | مَا: | كُنْتُمْ: olursanız | فَوَلُّوا: çevirin | وُجُوهَكُمْ: yüzlerinizi | شَطْرَهُ: o yöne | وَإِنَّ: şüphesiz | الَّذِينَ: kimseler | أُوتُوا: verilen | الْكِتَابَ: kitap | لَيَعْلَمُونَ: elbette bilirler | أَنَّهُ: bunun | الْحَقُّ: bir gerçek olduğunu | مِنْ: -nden | رَبِّهِمْ: Rableri- | وَمَا: değildir | اللَّهُ: Allah | بِغَافِلٍ: habersiz | عَمَّا: -ndan | يَعْمَلُونَ: onların yaptıkları- | (2:144)
|وَلَئِنْ: ve eğer | أَتَيْتَ: sen getirsen | الَّذِينَ: kimselere | أُوتُوا: verilen | الْكِتَابَ: Kitap | بِكُلِّ: her türlü | ايَةٍ: ayeti | مَا: değildir | تَبِعُوا: uyacak | قِبْلَتَكَ: senin kıblene | وَمَا: ve değilsin | أَنْتَ: sen (de) | بِتَابِعٍ: uyacak | قِبْلَتَهُمْ: onların kıblesine | وَمَا: ve değildir | بَعْضُهُمْ: onların bazısı | بِتَابِعٍ: uymazlar | قِبْلَةَ: kıblesine | بَعْضٍ: diğerlerinin | وَلَئِنِ: ve eğer | اتَّبَعْتَ: uyarsan | أَهْوَاءَهُمْ: onların keyiflerine | مِنْ: -den | بَعْدِ: sonra | مَا: şey(den) | جَاءَكَ: sana gelen | مِنَ: -den | الْعِلْمِ: ilim- | إِنَّكَ: şüphesiz sen | إِذًا: o takdirde | لَمِنَ: -den (olursun) | الظَّالِمِينَ: zalimler- | (2:145)
|الَّذِينَ: kimseler | اتَيْنَاهُمُ: kendilerine verdiğimiz | الْكِتَابَ: Kitap | يَعْرِفُونَهُ: onu tanırlar | كَمَا: gibi | يَعْرِفُونَ: tanıdıkları | أَبْنَاءَهُمْ: oğullarını | وَإِنَّ: ve (yine) elbette | فَرِيقًا: bir grup | مِنْهُمْ: onlardan | لَيَكْتُمُونَ: gizlerler | الْحَقَّ: gerçeği | وَهُمْ: onlar | يَعْلَمُونَ: bildikleri (halde) | (2:146)
|الْحَقُّ: Gerçek | مِنْ: -dendir | رَبِّكَ: Rabbin- | فَلَا: | تَكُونَنَّ: artık olma | مِنَ: -dan | الْمُمْتَرِينَ: kuşkulananlar- | (2:147)
|وَلِكُلٍّ: her (ümmetin) vardır | وِجْهَةٌ: bir yönü | هُوَ: o(nun) | مُوَلِّيهَا: yöneldiği | فَاسْتَبِقُوا: O halde koşun | الْخَيْرَاتِ: hayır işlerine | أَيْنَ: nerede | مَا: | تَكُونُوا: olsanız | يَأْتِ: getirir | بِكُمُ: sizi | اللَّهُ: Allah | جَمِيعًا: bir araya | إِنَّ: kuşkusuz | اللَّهَ: Allah | عَلَىٰ: üzerine | كُلِّ: her | شَيْءٍ: şey | قَدِيرٌ: kadirdir | (2:148)
|وَمِنْ: ve | حَيْثُ: nereden | خَرَجْتَ: çıkarsan (yola) | فَوَلِّ: çevir | وَجْهَكَ: yüzünü | شَطْرَ: tarafına | الْمَسْجِدِ: Mescid-i | الْحَرَامِ: Haram | وَإِنَّهُ: bu elbette | لَلْحَقُّ: bir gerçektir | مِنْ: -den | رَبِّكَ: Rabbin- | وَمَا: ve değildir | اللَّهُ: Allah | بِغَافِلٍ: habersiz | عَمَّا: -dan | تَعْمَلُونَ: yaptıklarınız- | (2:149)
|وَمِنْ: ve | حَيْثُ: nereden | خَرَجْتَ: çıkarsan (yola) | فَوَلِّ: çevir | وَجْهَكَ: yüzünü | شَطْرَ: doğru | الْمَسْجِدِ: Mescid-i | الْحَرَامِ: Haram'a | وَحَيْثُ: ve nerede | مَا: | كُنْتُمْ: olursanız | فَوَلُّوا: çevirin | وُجُوهَكُمْ: yüzünüzü | شَطْرَهُ: o yana | لِئَلَّا: diye | يَكُونَ: olmasın | لِلنَّاسِ: hiç kimsenin | عَلَيْكُمْ: aleyhinizde | حُجَّةٌ: bir delili | إِلَّا: başkasının | الَّذِينَ: kimselerden | ظَلَمُوا: zalim olan | مِنْهُمْ: onlardan | فَلَا: | تَخْشَوْهُمْ: onlardan çekinmeyin | وَاخْشَوْنِي: benden çekinin | وَلِأُتِمَّ: ve tamamlayayım | نِعْمَتِي: ni'metimi | عَلَيْكُمْ: size | وَلَعَلَّكُمْ: umulur ki | تَهْتَدُونَ: hidayete erersiniz | (2:150)
|كَمَا: gibi | أَرْسَلْنَا: gönderdiğimiz | فِيكُمْ: kendi içinizden | رَسُولًا: bir Elçi | مِنْكُمْ: sizden olan | يَتْلُو: okuyan | عَلَيْكُمْ: size | ايَاتِنَا: ayetlerimizi | وَيُزَكِّيكُمْ: ve sizi temizleyen | وَيُعَلِّمُكُمُ: ve size öğreten | الْكِتَابَ: Kitabı | وَالْحِكْمَةَ: ve hikmeti | وَيُعَلِّمُكُمْ: ve size öğreten | مَا: şeyleri | لَمْ: | تَكُونُوا: olduğunuz | تَعْلَمُونَ: bilmiyor | (2:151)
|فَاذْكُرُونِي: Öyle ise beni anın | أَذْكُرْكُمْ: ben de sizi anayım | وَاشْكُرُوا: ve şükredin | لِي: bana | وَلَا: ve | تَكْفُرُونِ: inkar etmeyin | (2:152)
|يَا: EY/HEY/AH | أَيُّهَا: SİZ! | الَّذِينَ: -kimseler | امَنُوا: inanan / doğrulayan | اسْتَعِينُوا: umun / bekleyin | بِالصَّبْرِ: sabırla | وَالصَّلَاةِ: ve SaLâT'le / destekle | إِنَّ: muhakkak ki | اللَّهَ: Allah | مَعَ: beraberdir | الصَّابِرِينَ: sabredenlerle | (2:153)
|وَلَا: | تَقُولُوا: demeyin | لِمَنْ: kimselere | يُقْتَلُ: öldürülen | فِي: -nda | سَبِيلِ: yolu- | اللَّهِ: Allah | أَمْوَاتٌ: ölüdürler | بَلْ: bilakis | أَحْيَاءٌ: onlar diridirler | وَلَٰكِنْ: ama | لَا: olmazsınız | تَشْعُرُونَ: siz farkında | (2:154)
|وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ: andolsun sizi imtihan edeceğiz | بِشَيْءٍ: şeylerle | مِنَ: (gibi) | الْخَوْفِ: korku | وَالْجُوعِ: ve açlık | وَنَقْصٍ: ve noksanlığı | مِنَ: | الْأَمْوَالِ: mallarınızın | وَالْأَنْفُسِ: ve canlarınızın | وَالثَّمَرَاتِ: ve ürünlerinizin | وَبَشِّرِ: ve müjdele | الصَّابِرِينَ: sabredenleri | (2:155)
|الَّذِينَ: onlar ki | إِذَا: zaman | أَصَابَتْهُمْ: onlara eriştiği | مُصِيبَةٌ: bir bela | قَالُوا: derler | إِنَّا: şüphesiz biz | لِلَّهِ: Allah içiniz | وَإِنَّا: ve şüphesiz biz | إِلَيْهِ: O'na | رَاجِعُونَ: döneceğiz | (2:156)
|أُولَٰئِكَ: İşte | عَلَيْهِمْ: onlaradır | صَلَوَاتٌ: destek | مِنْ: -nden | رَبِّهِمْ: Rableri- | وَرَحْمَةٌ: ve rahmet | وَأُولَٰئِكَ: ve işte | هُمُ: onlardır | الْمُهْتَدُونَ: doğru yolu bulanlar | (2:157)
|إِنَّ: şüphesiz | الصَّفَا: Safa | وَالْمَرْوَةَ: ve Merve | مِنْ: -ndandır | شَعَائِرِ: nişanları | اللَّهِ: Allah'ın | فَمَنْ: kim | حَجَّ: hacceder | الْبَيْتَ: Yapıyı | أَوِ: ya da | اعْتَمَرَ: ömre yaparsa | فَلَا: yoktur | جُنَاحَ: hiçbir günah | عَلَيْهِ: kendisine | أَنْ: | يَطَّوَّفَ: tavaf etmesinde | بِهِمَا: onları | وَمَنْ: ve kim | تَطَوَّعَ: kendiliğinden yaparsa | خَيْرًا: bir iyilik | فَإِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | شَاكِرٌ: karşılığını verir | عَلِيمٌ: (yaptığını) bilir | (2:158)
|إِنَّ: doğrusu | الَّذِينَ: kimseler | يَكْتُمُونَ: gizleyen | مَا: şeyleri | أَنْزَلْنَا: indirdiğimiz | مِنَ: -den | الْبَيِّنَاتِ: açık deliller- | وَالْهُدَىٰ: ve hidayeti | مِنْ: | بَعْدِ: sonra | مَا: | بَيَّنَّاهُ: biz açıkça belirttikten | لِلنَّاسِ: insanlara | فِي: | الْكِتَابِ: Kitapta | أُولَٰئِكَ: işte onlara | يَلْعَنُهُمُ: la'net eder | اللَّهُ: Allah | وَيَلْعَنُهُمُ: ve la'net eder | اللَّاعِنُونَ: bütün la'net edebilenler | (2:159)
|إِلَّا: ancak hariç | الَّذِينَ: (kimseler) | تَابُوا: tevbe edip | وَأَصْلَحُوا: uslananlar | وَبَيَّنُوا: ve (gerçeği) açıklayanlar | فَأُولَٰئِكَ: işte onlar | أَتُوبُ: tevbelerini kabul ederim | عَلَيْهِمْ: onların | وَأَنَا: çünkü ben | التَّوَّابُ: tevbeyi çok kabul edenim | الرَّحِيمُ: çok esirgeyenim | (2:160)
|إِنَّ: doğrusu | الَّذِينَ: kimseler | كَفَرُوا: inkar edip te | وَمَاتُوا: ölen | وَهُمْ: ve onlar | كُفَّارٌ: kafir olarak | أُولَٰئِكَ: işte | عَلَيْهِمْ: onların üstünedir | لَعْنَةُ: la'neti | اللَّهِ: Allah'ın | وَالْمَلَائِكَةِ: ve meleklerin | وَالنَّاسِ: ve insanların | أَجْمَعِينَ: tüm | (2:161)
|خَالِدِينَ: ebedi kalırlar | فِيهَا: (la'net) içinde | لَا: | يُخَفَّفُ: hafifletilmez | عَنْهُمُ: onlardan | الْعَذَابُ: azab | وَلَا: ve yoktur | هُمْ: onlara | يُنْظَرُونَ: gözetme | (2:162)
|وَإِلَٰهُكُمْ: Tanrınız | إِلَٰهٌ: Tanrı'dır | وَاحِدٌ: bir tek | لَا: yoktur | إِلَٰهَ: tanrı | إِلَّا: başka | هُوَ: O'ndan | الرَّحْمَٰنُ: Rahman'dır | الرَّحِيمُ: Rahim'dir | (2:163)
|إِنَّ: şüphesiz | فِي: | خَلْقِ: yaratılışında | السَّمَاوَاتِ: göklerin | وَالْأَرْضِ: ve yerin | وَاخْتِلَافِ: ve değişmesinde | اللَّيْلِ: gece | وَالنَّهَارِ: ve gündüzün | وَالْفُلْكِ: ve gemilerde | الَّتِي: | تَجْرِي: taşıyıp giden | فِي: | الْبَحْرِ: denizde | بِمَا: şeyleri | يَنْفَعُ: faydasına olan | النَّاسَ: insanların | وَمَا: | أَنْزَلَ: indirip | اللَّهُ: Allah'ın | مِنَ: -ten | السَّمَاءِ: gök- | مِنْ: | مَاءٍ: su | فَأَحْيَا: dirilterek | بِهِ: onunla | الْأَرْضَ: yeri | بَعْدَ: sonra | مَوْتِهَا: öldükten | وَبَثَّ: yaymasında | فِيهَا: orada | مِنْ: -ten | كُلِّ: her çeşit- | دَابَّةٍ: canlıyı | وَتَصْرِيفِ: ve evirip çevirmesinde | الرِّيَاحِ: rüzgarları | وَالسَّحَابِ: ve bulutları | الْمُسَخَّرِ: emre hazır bekleyen | بَيْنَ: arasında | السَّمَاءِ: yer | وَالْأَرْضِ: ve gök | لَايَاتٍ: elbette deliller vardır | لِقَوْمٍ: bir topluluk için | يَعْقِلُونَ: düşünen | (2:164)
|وَمِنَ: -dan | النَّاسِ: İnsanlar- | مَنْ: kimi | يَتَّخِذُ: tutar | مِنْ: | دُونِ: başka | اللَّهِ: Allah'tan | أَنْدَادًا: eşler | يُحِبُّونَهُمْ: onları severler | كَحُبِّ: sever gibi | اللَّهِ: Allah'ı | وَالَّذِينَ: (kimseler) | امَنُوا: inanan(lar) | أَشَدُّ: en çok | حُبًّا: severler | لِلَّهِ: Allah'ı | وَلَوْ: keşke | يَرَى: görselerdi | الَّذِينَ: (kimseler) | ظَلَمُوا: zulmedenler | إِذْ: zaman | يَرَوْنَ: gördükleri | الْعَذَابَ: azabı | أَنَّ: gerçekten | الْقُوَّةَ: kuvvetin | لِلَّهِ: Allah'a aittir | جَمِيعًا: bütünüyle | وَأَنَّ: ve gerçekten | اللَّهَ: Allah'ın | شَدِيدُ: şiddetlidir | الْعَذَابِ: azabı | (2:165)
|إِذْ: işte | تَبَرَّأَ: uzak durdular | الَّذِينَ: kimseler | اتُّبِعُوا: uyulan | مِنَ: -den | الَّذِينَ: kimseler- | اتَّبَعُوا: uyan | وَرَأَوُا: gördüler | الْعَذَابَ: azabı | وَتَقَطَّعَتْ: kesildi | بِهِمُ: onların | الْأَسْبَابُ: bağları | (2:166)
|وَقَالَ: ve şöyle dediler | الَّذِينَ: kimseler | اتَّبَعُوا: uyan | لَوْ: keşke | أَنَّ: | لَنَا: bizim için (mümkün olsaydı) | كَرَّةً: bir dönüş (dünyaya) | فَنَتَبَرَّأَ: uzak dursaydık | مِنْهُمْ: onlardan | كَمَا: gibi | تَبَرَّءُوا: uzak durdukları | مِنَّا: bizden | كَذَٰلِكَ: böylece | يُرِيهِمُ: onlara gösterir | اللَّهُ: Allah | أَعْمَالَهُمْ: bütün fiillerini | حَسَرَاتٍ: hasretler (pişmanlık kaynağı olarak) | عَلَيْهِمْ: onlara | وَمَا: ve değildir | هُمْ: onlar | بِخَارِجِينَ: çıkacak | مِنَ: -ten | النَّارِ: ateş- | (2:167)
|يَا: EY/HEY/AH | أَيُّهَا: SİZ! | النَّاسُ: insanlar | كُلُوا: yeyin | مِمَّا: şeylerden | فِي: bulunan | الْأَرْضِ: yeryüzünde | حَلَالًا: helal | طَيِّبًا: temiz | وَلَا: | تَتَّبِعُوا: ve izlemeyin | خُطُوَاتِ: adımlarını | الشَّيْطَانِ: şeytanın | إِنَّهُ: çünkü o | لَكُمْ: sizin | عَدُوٌّ: düşmanınızdır | مُبِينٌ: apaçık | (2:168)
|إِنَّمَا: daima | يَأْمُرُكُمْ: O size emreder | بِالسُّوءِ: kötülük | وَالْفَحْشَاءِ: ve hayasızlığı | وَأَنْ: | تَقُولُوا: ve söylemenizi | عَلَى: hakkında | اللَّهِ: Allah | مَا: şeyleri | لَا: | تَعْلَمُونَ: bilmediğiniz | (2:169)
|وَإِذَا: zaman | قِيلَ: dendiği | لَهُمُ: onlara | اتَّبِعُوا: uyun | مَا: şeye | أَنْزَلَ: indirdiği | اللَّهُ: Allah'ın | قَالُوا: derler | بَلْ: hayır bilakis | نَتَّبِعُ: uyarız | مَا: şeye (yola) | أَلْفَيْنَا: biz bulduğumuz | عَلَيْهِ: üzerinde | ابَاءَنَا: atalarımızı | أَوَلَوْ: -da mı? | كَانَ: olsalar- | ابَاؤُهُمْ: onların ataları | لَا: | يَعْقِلُونَ: düşünmeyen | شَيْئًا: bir şey | وَلَا: | يَهْتَدُونَ: ve doğru yolu bulamayan | (2:170)
|وَمَثَلُ: durumu | الَّذِينَ: kimselerin | كَفَرُوا: inkar eden | كَمَثَلِ: haline benzer | الَّذِي: kimsenin | يَنْعِقُ: haykıran | بِمَا: şeylere(hayvanlara) | لَا: | يَسْمَعُ: bir şey işitmeyen | إِلَّا: başka | دُعَاءً: çağırmadan | وَنِدَاءً: ve bağırtıdan | صُمٌّ: sağırdırlar | بُكْمٌ: dilsizdirler | عُمْيٌ: kördürler | فَهُمْ: onun için onlar | لَا: | يَعْقِلُونَ: düşünmezler | (2:171)
|يَا: EY/HEY/AH | أَيُّهَا: SİZ! | الَّذِينَ: kimseler | امَنُوا: inananlar | كُلُوا: yeyin | مِنْ: -nden | طَيِّبَاتِ: iyileri- | مَا: ne ki | رَزَقْنَاكُمْ: size rızık olarak verdik | وَاشْكُرُوا: ve şükredin | لِلَّهِ: Allah'a | إِنْ: eğer | كُنْتُمْ: iseniz | إِيَّاهُ: yalnızca ona | تَعْبُدُونَ: (ona) tapıyor | (2:172)
|إِنَّمَا: şüphesiz | حَرَّمَ: haram kıldı | عَلَيْكُمُ: size | الْمَيْتَةَ: leş | وَالدَّمَ: ve kan | وَلَحْمَ: ve etini | الْخِنْزِيرِ: domuz | وَمَا: ve şeyleri | أُهِلَّ: kesilen | بِهِ: adına | لِغَيْرِ: başkası | اللَّهِ: Allah'tan | فَمَنِ: ama kim | اضْطُرَّ: mecbur kalırsa | غَيْرَ: -maksızın | بَاغٍ: saldır- | وَلَا: | عَادٍ: ve sınırı aşmaksızın | فَلَا: yoktur | إِثْمَ: günah | عَلَيْهِ: ona | إِنَّ: muhakkak ki | اللَّهَ: Allah | غَفُورٌ: çok bağışlayandır | رَحِيمٌ: çok esirgeyendir | (2:173)
|إِنَّ: şüphesiz | الَّذِينَ: kimseler | يَكْتُمُونَ: gizleyen | مَا: bir şey | أَنْزَلَ: indirdiği | اللَّهُ: Allah'ın | مِنَ: -tan | الْكِتَابِ: Kitap- | وَيَشْتَرُونَ: ve satanlar | بِهِ: onu | ثَمَنًا: paraya | قَلِيلًا: azıcık | أُولَٰئِكَ: işte onlar | مَا: bir şey | يَأْكُلُونَ: yemezler | فِي: -na | بُطُونِهِمْ: karınları- | إِلَّا: başka | النَّارَ: ateşten | وَلَا: | يُكَلِّمُهُمُ: onlara konuşmayacak | اللَّهُ: Allah | يَوْمَ: günü | الْقِيَامَةِ: Kıyamet | وَلَا: | يُزَكِّيهِمْ: ve onları temizlemeyecektir | وَلَهُمْ: ve Onların | عَذَابٌ: bir azab | أَلِيمٌ: acıklı | (2:174)
|أُولَٰئِكَ: onlar | الَّذِينَ: kimselerdir | اشْتَرَوُا: satın alan | الضَّلَالَةَ: sapıklığı | بِالْهُدَىٰ: hidayet karşılığında | وَالْعَذَابَ: ve azab | بِالْمَغْفِرَةِ: mağfiret karşılığında | فَمَا: ne kadar | أَصْبَرَهُمْ: cesaretlidirler | عَلَى: karşı | النَّارِ: ateşe | (2:175)
|ذَٰلِكَ: işte böyle | بِأَنَّ: gerçekten | اللَّهَ: Allah | نَزَّلَ: indirmiştir | الْكِتَابَ: Kitabı | بِالْحَقِّ: hak olarak | وَإِنَّ: ve elbette | الَّذِينَ: kimseler | اخْتَلَفُوا: ayrılığa düşen | فِي: -ta | الْكِتَابِ: Kitap- | لَفِي: içindedirler | شِقَاقٍ: anlaşmazlık | بَعِيدٍ: derin bir | (2:176)
|لَيْسَ: değildir | الْبِرَّ: iyilik | أَنْ: | تُوَلُّوا: çevirmeniz | وُجُوهَكُمْ: yüzlerinizi | قِبَلَ: tarafına | الْمَشْرِقِ: doğu | وَالْمَغْرِبِ: ve batı | وَلَٰكِنَّ: fakat | الْبِرَّ: iyilik | مَنْ: kişinin | امَنَ: inanmasıdır | بِاللَّهِ: Allah'a | وَالْيَوْمِ: ve gününe | الْاخِرِ: ahiret | وَالْمَلَائِكَةِ: ve meleklere | وَالْكِتَابِ: ve Kitaba | وَالنَّبِيِّينَ: ve peygamberlere | وَاتَى: ve vermesidir | الْمَالَ: malını | عَلَىٰ: | حُبِّهِ: sevdiği | ذَوِي: | الْقُرْبَىٰ: garibe | وَالْيَتَامَىٰ: ve yetime | وَالْمَسَاكِينَ: ve miskine | وَابْنَ: ve -çocuğuna | السَّبِيلِ: sokak / yol | وَالسَّائِلِينَ: ve dilenciye | وَفِي: ve | الرِّقَابِ: ezilene / kölelere | وَأَقَامَ: ve doğrulun | الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe | وَاتَى: ve verin | الزَّكَاةَ: zekatı | وَالْمُوفُونَ: ve uygula | بِعَهْدِهِمْ: andlaşmalarını | إِذَا: -zaman | عَاهَدُوا: andlaştıkları | وَالصَّابِرِينَ: ve sabrettikleri | فِي: -nda / içinde | الْبَأْسَاءِ: sıkıntı | وَالضَّرَّاءِ: ve hastalık | وَحِينَ: ve hali | الْبَأْسِ: gerginlik / stres | أُولَٰئِكَ: işte | الَّذِينَ: kimseler | صَدَقُوا: Sadık / Bağlı | وَأُولَٰئِكَ: ve işte | هُمُ: onlardır | الْمُتَّقُونَ: erdemlenen / muttaki | (2:177)
|يَا: EY/HEY/AH | أَيُّهَا: SİZ! | الَّذِينَ: - kimseler | امَنُوا: doğrulayan / iman eden | كُتِبَ: farz kılındı | عَلَيْكُمُ: size | الْقِصَاصُ: kısas | فِي: | الْقَتْلَى: öldürmelerde | الْحُرُّ: hür | بِالْحُرِّ: hür ile | وَالْعَبْدُ: köle | بِالْعَبْدِ: köle ile | وَالْأُنْثَىٰ: kadın | بِالْأُنْثَىٰ: kadın ile | فَمَنْ: kimse | عُفِيَ: affedilen | لَهُ: kendisi | مِنْ: tarafından | أَخِيهِ: kardeşi | شَيْءٌ: bir şey | فَاتِّبَاعٌ: artık uymalıdır | بِالْمَعْرُوفِ: örfe | وَأَدَاءٌ: ve (diyeti) ödemelidir | إِلَيْهِ: ona | بِإِحْسَانٍ: güzelce | ذَٰلِكَ: bu | تَخْفِيفٌ: bir hafifletme | مِنْ: tarafından | رَبِّكُمْ: Rabbiniz | وَرَحْمَةٌ: ve rahmettir | فَمَنِ: artk kim | اعْتَدَىٰ: haddi aşarsa | بَعْدَ: sonra | ذَٰلِكَ: bundan | فَلَهُ: Zira onlar/onlarsa | عَذَابٌ: bir azab | أَلِيمٌ: acıklı | (2:178)
|وَلَكُمْ: ve sizin için vardır | فِي: | الْقِصَاصِ: kısasta | حَيَاةٌ: hayat | يَا: EY/HEY/AH | أُولِي: sahipleri | الْأَلْبَابِ: akıl/anlayış | لَعَلَّكُمْ: böylece | تَتَّقُونَ: korunursunuz | (2:179)
|كُتِبَ: yazıldı (farz kılındı) | عَلَيْكُمْ: size | إِذَا: zaman | حَضَرَ: geldiği | أَحَدَكُمُ: birinize | الْمَوْتُ: ölüm | إِنْ: eğer | تَرَكَ: bırakacaksa | خَيْرًا: bir hayır (mal) | الْوَصِيَّةُ: vasiyyet etmek | لِلْوَالِدَيْنِ: anaya babaya | وَالْأَقْرَبِينَ: ve yakınlara | بِالْمَعْرُوفِ: uygun bir biçimde | حَقًّا: bir haktır (borçtur) | عَلَى: üzerine | الْمُتَّقِينَ: muttakiler | (2:180)
|فَمَنْ: artık kim | بَدَّلَهُ: (vasiyyeti) değiştirirse | بَعْدَمَا: sonra bir şey | سَمِعَهُ: işittikten | فَإِنَّمَا: elbette | إِثْمُهُ: günahı | عَلَى: üzerinedir | الَّذِينَ: kimselerin | يُبَدِّلُونَهُ: onu değiştiren | إِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | سَمِيعٌ: işitendir | عَلِيمٌ: bilendir | (2:181)
|فَمَنْ: her kim de | خَافَ: korkar da | مِنْ: -den | مُوصٍ: vasiyyet eden- | جَنَفًا: hata(sından) | أَوْ: veya | إِثْمًا: günah(ından) | فَأَصْلَحَ: ve düzeltirse | بَيْنَهُمْ: aralarını | فَلَا: yoktur | إِثْمَ: günah | عَلَيْهِ: ona | إِنَّ: elbette | اللَّهَ: Allah | غَفُورٌ: bağışlayandır | رَحِيمٌ: esirgeyendir | (2:182)
|يَا: EY/HEY/AH | أَيُّهَا: SİZ! | الَّذِينَ: kimseler | امَنُوا: iman eden | كُتِبَ: yazıldı | عَلَيْكُمُ: sizin üzerinize de | الصِّيَامُ: oruç | كَمَا: gibi | كُتِبَ: yazıldığı | عَلَى: üzerine | الَّذِينَ: kimseler | مِنْ: | قَبْلِكُمْ: sizden önceki(ler) | لَعَلَّكُمْ: umulur ki siz | تَتَّقُونَ: korunursunuz | (2:183)
|أَيَّامًا: günlerdir | مَعْدُودَاتٍ: sayılı | فَمَنْ: kim | كَانَ: olursa | مِنْكُمْ: sizden | مَرِيضًا: hasta | أَوْ: veya | عَلَىٰ: | سَفَرٍ: seferde | فَعِدَّةٌ: sayısınca tutar | مِنْ: -de | أَيَّامٍ: günler- | أُخَرَ: başka | وَعَلَى: ve (lazımdır) | الَّذِينَ: kimselerin | يُطِيقُونَهُ: ona (güç) dayanan(lar) | فِدْيَةٌ: fidye vermesi | طَعَامُ: doyuracak | مِسْكِينٍ: bir yoksulu | فَمَنْ: artık kim | تَطَوَّعَ: gönülden | خَيْرًا: bir iyilik yaparsa | فَهُوَ: o | خَيْرٌ: hayırlıdır | لَهُ: kendisi için | وَأَنْ: ve | تَصُومُوا: oruç tutmanız | خَيْرٌ: daha hayırlıdır | لَكُمْ: sizin için | إِنْ: eğer | كُنْتُمْ: siz | تَعْلَمُونَ: bilirseniz | (2:184)
|شَهْرُ: ayı | رَمَضَانَ: ramazan | الَّذِي: ki | أُنْزِلَ: indirilmiştir | فِيهِ: onda | الْقُرْانُ: Kur'an | هُدًى: hidayet olarak | لِلنَّاسِ: insanlara | وَبَيِّنَاتٍ: ve açıklayıcı | مِنَ: | الْهُدَىٰ: hidayeti | وَالْفُرْقَانِ: doğruyu ve yanlışı ayırdetmeyi | فَمَنْ: kim | شَهِدَ: şahit olursa | مِنْكُمُ: içinizden | الشَّهْرَ: o aya | فَلْيَصُمْهُ: oruç tutsun | وَمَنْ: kim | كَانَ: olur | مَرِيضًا: hasta | أَوْ: yahut | عَلَىٰ: üzere olursa | سَفَرٍ: sefer | فَعِدَّةٌ: sayısınca tutsun | مِنْ: | أَيَّامٍ: günlerde | أُخَرَ: başka | يُرِيدُ: ister | اللَّهُ: Allah | بِكُمُ: sizin için | الْيُسْرَ: kolaylık | وَلَا: | يُرِيدُ: istemez | بِكُمُ: sizin için | الْعُسْرَ: güçlük | وَلِتُكْمِلُوا: ve tamamlamanızı (ister) | الْعِدَّةَ: sayıyı | وَلِتُكَبِّرُوا: ve yüceltmenizi (ister) | اللَّهَ: Allah'ı | عَلَىٰ: dolayı | مَا: | هَدَاكُمْ: size doğru yolu gösterdiğinden | وَلَعَلَّكُمْ: ve umulur ki siz | تَشْكُرُونَ: şükredersiniz | (2:185)
|وَإِذَا: ve ne zaman | سَأَلَكَ: sana sorar(lar)sa | عِبَادِي: kullarım | عَنِّي: benden | فَإِنِّي: şüphesiz ben | قَرِيبٌ: (onlara) yakınım | أُجِيبُ: karşılık veririm | دَعْوَةَ: du'asına | الدَّاعِ: du'a edenin | إِذَا: zaman | دَعَانِ: bana du'a ettiği | فَلْيَسْتَجِيبُوا: O halde onlar da karşılık versinler | لِي: bana | وَلْيُؤْمِنُوا: inansınlar ki | بِي: bana | لَعَلَّهُمْ: böylece onlar | يَرْشُدُونَ: doğru yola erişirler | (2:186)
|أُحِلَّ: helal kılındı | لَكُمْ: size | لَيْلَةَ: gecesi | الصِّيَامِ: oruç | الرَّفَثُ: yaklaşmak | إِلَىٰ: | نِسَائِكُمْ: kadınlarınıza | هُنَّ: onlar | لِبَاسٌ: elbisenizdir | لَكُمْ: sizin | وَأَنْتُمْ: ve siz de | لِبَاسٌ: elbisesisiniz | لَهُنَّ: onların | عَلِمَ: bildi | اللَّهُ: Allah | أَنَّكُمْ: gerçekten siz | كُنْتُمْ: olduğunuzu | تَخْتَانُونَ: yazık ediyorsunuz | أَنْفُسَكُمْ: kendinize | فَتَابَ: tevbenizi kabul etti | عَلَيْكُمْ: sizden | وَعَفَا: ve affetti | عَنْكُمْ: sizi | فَالْانَ: artık şimdi | بَاشِرُوهُنَّ: onlara yaklaşın | وَابْتَغُوا: ve arayın | مَا: şeyleri | كَتَبَ: yaz(ıp takdir etmiş ol)duğu | اللَّهُ: Allah'ın | لَكُمْ: sizin için | وَكُلُوا: ve yiyin | وَاشْرَبُوا: ve için | حَتَّىٰ: kadar | يَتَبَيَّنَ: ayırdelinceye | لَكُمُ: sizce | الْخَيْطُ: iplik | الْأَبْيَضُ: beyaz | مِنَ: -ten | الْخَيْطِ: iplik- | الْأَسْوَدِ: siyah | مِنَ: | الْفَجْرِ: şafağın | ثُمَّ: sonra | أَتِمُّوا: tamamlayın | الصِّيَامَ: orucu | إِلَى: dek | اللَّيْلِ: gece (oluncaya) | وَلَا: | تُبَاشِرُوهُنَّ: (kadınlara) yaklaşmayın | وَأَنْتُمْ: siz | عَاكِفُونَ: ibadete çekilmiş iken | فِي: | الْمَسَاجِدِ: mescidlerde | تِلْكَ: bunlar | حُدُودُ: sınırlarıdır | اللَّهِ: Allah'ın | فَلَا: | تَقْرَبُوهَا: bunlara yaklaşmayın | كَذَٰلِكَ: işte böyle | يُبَيِّنُ: açıklar ki | اللَّهُ: Allah | ايَاتِهِ: ayetlerini | لِلنَّاسِ: insanlara | لَعَلَّهُمْ: umulur ki | يَتَّقُونَ: korunup sakınırlar | (2:187)
|وَلَا: | تَأْكُلُوا: yemeyin | أَمْوَالَكُمْ: mallarınızı | بَيْنَكُمْ: aranızda | بِالْبَاطِلِ: batıl (sebepler) ile | وَتُدْلُوا: ve atmayın | بِهَا: onları | إِلَى: | الْحُكَّامِ: hakimler(in önün)e | لِتَأْكُلُوا: yemeniz için | فَرِيقًا: bir kısmını | مِنْ: | أَمْوَالِ: mallarından | النَّاسِ: insanların | بِالْإِثْمِ: günah bir biçimde | وَأَنْتُمْ: ve siz | تَعْلَمُونَ: bildiğiniz halde | (2:188)
|يَسْأَلُونَكَ: sana soruyorlar | عَنِ: | الْأَهِلَّةِ: hilallerden | قُلْ: de ki | هِيَ: onlar | مَوَاقِيتُ: vakit ölçüleridir | لِلنَّاسِ: insanlar için | وَالْحَجِّ: ve hac | وَلَيْسَ: ve değildir | الْبِرُّ: iyilik | بِأَنْ: | تَأْتُوا: girmek | الْبُيُوتَ: evlere | مِنْ: -ndan | ظُهُورِهَا: arkaları- | وَلَٰكِنَّ: fakat | الْبِرَّ: iyilik | مَنِ: kişinin | اتَّقَىٰ: takvasıdır | وَأْتُوا: ve girin | الْبُيُوتَ: evlere | مِنْ: -ndan | أَبْوَابِهَا: kapıları- | وَاتَّقُوا: ve sakının | اللَّهَ: Allah'tan | لَعَلَّكُمْ: umulur ki | تُفْلِحُونَ: kurtuluşa erersiniz | (2:189)
|وَقَاتِلُوا: ve savaşın | فِي: | سَبِيلِ: yolunda | اللَّهِ: Allah | الَّذِينَ: kimselerle | يُقَاتِلُونَكُمْ: sizinle savaşan(lar) | وَلَا: | تَعْتَدُوا: aşırı gitmeyin | إِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | لَا: | يُحِبُّ: sevmez | الْمُعْتَدِينَ: aşırı gidenleri | (2:190)
|وَاقْتُلُوهُمْ: ve onları öldürün | حَيْثُ: nerede | ثَقِفْتُمُوهُمْ: yakalarsanız | وَأَخْرِجُوهُمْ: ve onları çıkarın | مِنْ: | حَيْثُ: yer(Mekke)den | أَخْرَجُوكُمْ: sizi çıkardıkları | وَالْفِتْنَةُ: ve fitne | أَشَدُّ: daha kötüdür | مِنَ: -ten | الْقَتْلِ: adam öldürmek- | وَلَا: | تُقَاتِلُوهُمْ: onlarla savaşmayın | عِنْدَ: yanında | الْمَسْجِدِ: Mescid-i | الْحَرَامِ: Haram | حَتَّىٰ: kadar | يُقَاتِلُوكُمْ: sizinle savaşıncaya | فِيهِ: orada | فَإِنْ: fakat eğer | قَاتَلُوكُمْ: onlar sizinle savaşırlarsa | فَاقْتُلُوهُمْ: hemen onları öldürün | كَذَٰلِكَ: böyledir | جَزَاءُ: cezası | الْكَافِرِينَ: kafirlerin | (2:191)
|فَإِنِ: eğer | انْتَهَوْا: (saldırılarına) son verirlerse | فَإِنَّ: gerçekten | اللَّهَ: Allah | غَفُورٌ: bağışlayandır | رَحِيمٌ: esirgeyendir | (2:192)
|وَقَاتِلُوهُمْ: onlarla savaşın | حَتَّىٰ: kadar | لَا: | تَكُونَ: kalmayıncaya | فِتْنَةٌ: fitne | وَيَكُونَ: ve oluncaya (kadar) | الدِّينُ: din | لِلَّهِ: Allah'ın | فَإِنِ: eğer | انْتَهَوْا: (saldırılarına) son verirlerse | فَلَا: artık olmaz | عُدْوَانَ: düşmanlık | إِلَّا: başkasına | عَلَى: -den | الظَّالِمِينَ: zalimler- | (2:193)
|الشَّهْرُ: ayı | الْحَرَامُ: haram | بِالشَّهْرِ: aya karşılıktır | الْحَرَامِ: haram | وَالْحُرُمَاتُ: ve hürmetler | قِصَاصٌ: karşılıklıdır | فَمَنِ: kim | اعْتَدَىٰ: saldırırsa | عَلَيْكُمْ: size | فَاعْتَدُوا: siz de saldırın | عَلَيْهِ: ona | بِمِثْلِ: gibi | مَا: | اعْتَدَىٰ: saldırdığı | عَلَيْكُمْ: size | وَاتَّقُوا: korkun | اللَّهَ: Allah'tan | وَاعْلَمُوا: bilin ki | أَنَّ: gerçekten | اللَّهَ: Allah | مَعَ: beraberdir | الْمُتَّقِينَ: muttakilerle | (2:194)
|وَأَنْفِقُوا: infak edin | فِي: | سَبِيلِ: yolunda | اللَّهِ: Allah | وَلَا: | تُلْقُوا: kendinizi atmayın | بِأَيْدِيكُمْ: kendi ellerinizle | إِلَى: | التَّهْلُكَةِ: tehlikeye | وَأَحْسِنُوا: ve iyilik edin | إِنَّ: doğrusu | اللَّهَ: Allah | يُحِبُّ: sever | الْمُحْسِنِينَ: iyilik edenleri | (2:195)
|وَأَتِمُّوا: ve tamamlayın | الْحَجَّ: haccı | وَالْعُمْرَةَ: ve ömreyi | لِلَّهِ: Allah için | فَإِنْ: eğer | أُحْصِرْتُمْ: engellenmiş olursanız | فَمَا: şeyi (kesin) | اسْتَيْسَرَ: kolayınıza gelen | مِنَ: -dan | الْهَدْيِ: kurban- | وَلَا: | تَحْلِقُوا: tıraş etmeyin | رُءُوسَكُمْ: başlarınızı | حَتَّىٰ: kadar | يَبْلُغَ: varıncaya | الْهَدْيُ: kurban | مَحِلَّهُ: yerine | فَمَنْ: kim (varsa) | كَانَ: olan | مِنْكُمْ: içinizden | مَرِيضًا: hasta | أَوْ: ya da | بِهِ: bulunan | أَذًى: bir rahatsızlığı | مِنْ: -ndan | رَأْسِهِ: başı- | فَفِدْيَةٌ: fidye (versin) | مِنْ: | صِيَامٍ: oruçtan | أَوْ: veya | صَدَقَةٍ: sadakadan | أَوْ: veya | نُسُكٍ: kurbandan | فَإِذَا: zaman | أَمِنْتُمْ: güvene kavuştuğunuz | فَمَنْ: kimse | تَمَتَّعَ: faydalanmak isteyen | بِالْعُمْرَةِ: ömre ile | إِلَى: kadar | الْحَجِّ: hac (zamanın)a | فَمَا: şeyi (kessin) | اسْتَيْسَرَ: kolayına geleni | مِنَ: -dan | الْهَدْيِ: kurban- | فَمَنْ: kimse | لَمْ: | يَجِدْ: (kurban) bulamayan | فَصِيَامُ: oruç tutar | ثَلَاثَةِ: üç | أَيَّامٍ: gün | فِي: | الْحَجِّ: hacda | وَسَبْعَةٍ: ve yedi gün | إِذَا: zaman | رَجَعْتُمْ: döndüğünüz | تِلْكَ: böylece | عَشَرَةٌ: on (gündür) | كَامِلَةٌ: tamamı | ذَٰلِكَ: bu | لِمَنْ: kimseler içindir | لَمْ: | يَكُنْ: olmayanlar | أَهْلُهُ: ailesi | حَاضِرِي: hazır | الْمَسْجِدِ: Mescid-i | الْحَرَامِ: Haram'da | وَاتَّقُوا: sakının | اللَّهَ: Allah'tan | وَاعْلَمُوا: ve bilin ki | أَنَّ: gerçekten | اللَّهَ: Allah'ın | شَدِيدُ: şiddetlidir | الْعِقَابِ: cezası | (2:196)
|الْحَجُّ: Hac | أَشْهُرٌ: aylardadır | مَعْلُومَاتٌ: bilinen | فَمَنْ: kim | فَرَضَ: farz ederse (kendisine) | فِيهِنَّ: onda (o aylarda) | الْحَجَّ: haccı | فَلَا: yoktur | رَفَثَ: kadına yaklaşmak | وَلَا: ve yoktur | فُسُوقَ: günaha sapmak | وَلَا: yoktur | جِدَالَ: kavga etmek | فِي: | الْحَجِّ: hacda | وَمَا: ne varsa | تَفْعَلُوا: yaptığınız | مِنْ: | خَيْرٍ: iyilikten | يَعْلَمْهُ: onu bilir | اللَّهُ: Allah | وَتَزَوَّدُوا: ve yanınıza azık alın | فَإِنَّ: şüphesiz | خَيْرَ: en hayırlısı | الزَّادِ: azığın | التَّقْوَىٰ: takvadır | وَاتَّقُونِ: ve benden sakının | يَا: EY/HEY/AH | أُولِي: sahipleri | الْأَلْبَابِ: akıl/anlayış | (2:197)
|لَيْسَ: yoktur | عَلَيْكُمْ: sizin için | جُنَاحٌ: bir günah | أَنْ: | تَبْتَغُوا: aramanızda | فَضْلًا: lutfunu | مِنْ: | رَبِّكُمْ: Rabbinizin | فَإِذَا: zaman | أَفَضْتُمْ: ayrılıp akın ettiğiniz | مِنْ: -tan | عَرَفَاتٍ: Arafat- | فَاذْكُرُوا: anın (hatırlayın) | اللَّهَ: Allah'ı | عِنْدَ: yanında | الْمَشْعَرِ: Meş'ar-i | الْحَرَامِ: Haram | وَاذْكُرُوهُ: O'nu anın | كَمَا: gibi | هَدَاكُمْ: sizi hidayet ettiği | وَإِنْ: ve | كُنْتُمْ: siz idiniz | مِنْ: | قَبْلِهِ: O'ndan önce | لَمِنَ: | الضَّالِّينَ: sapıklardan | (2:198)
|ثُمَّ: sonra | أَفِيضُوا: siz de akın edin | مِنْ: | حَيْثُ: yerden | أَفَاضَ: akın ettiği | النَّاسُ: insanların | وَاسْتَغْفِرُوا: ve mağfiret dileyin | اللَّهَ: Allah'tan | إِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | غَفُورٌ: Gafurdur | رَحِيمٌ: Rahimdir | (2:199)
|فَإِذَا: zaman | قَضَيْتُمْ: bitirince | مَنَاسِكَكُمْ: ibadetlerinizi | فَاذْكُرُوا: anın | اللَّهَ: Allah'ı | كَذِكْرِكُمْ: andığınız gibi | ابَاءَكُمْ: atalarınızı | أَوْ: veya | أَشَدَّ: daha kuvvetli | ذِكْرًا: bir anışla | فَمِنَ: | النَّاسِ: insanlardan | مَنْ: kimi | يَقُولُ: der ki | رَبَّنَا: Rabbimiz | اتِنَا: bize ver | فِي: | الدُّنْيَا: dünyada | وَمَا: ve yoktur | لَهُ: onun | فِي: | الْاخِرَةِ: ahirette | مِنْ: hiçbir | خَلَاقٍ: nasibi | (2:200)
|وَمِنْهُمْ: ve onlardan | مَنْ: kimi de | يَقُولُ: derki | رَبَّنَا: Rabbimiz | اتِنَا: bize ver | فِي: | الدُّنْيَا: dünyada da | حَسَنَةً: güzellik | وَفِي: | الْاخِرَةِ: ahirette de | حَسَنَةً: güzellik | وَقِنَا: ve bizi koru | عَذَابَ: azabından | النَّارِ: ateş | (2:201)
|أُولَٰئِكَ: işte | لَهُمْ: onlara vardır | نَصِيبٌ: bir pay | مِمَّا: | كَسَبُوا: kazandıklarından | وَاللَّهُ: Allah | سَرِيعُ: çabuk görendir | الْحِسَابِ: hesabı | (2:202)
|وَاذْكُرُوا: ve anın | اللَّهَ: Allah'ı | فِي: | أَيَّامٍ: günlerde | مَعْدُودَاتٍ: sayılı | فَمَنْ: kim | تَعَجَّلَ: acele ederse | فِي: | يَوْمَيْنِ: iki gün içinde | فَلَا: yoktur | إِثْمَ: günah | عَلَيْهِ: ona | وَمَنْ: ve kim | تَأَخَّرَ: geri kalırsa | فَلَا: yoktur | إِثْمَ: günah | عَلَيْهِ: ona da | لِمَنِ: kimse için | اتَّقَىٰ: sakınan | وَاتَّقُوا: korkun | اللَّهَ: Allah'tan | وَاعْلَمُوا: ve bilin ki | أَنَّكُمْ: şüphesiz siz | إِلَيْهِ: O'nun huzuruna | تُحْشَرُونَ: toplanacaksınız | (2:203)
|وَمِنَ: | النَّاسِ: insanlardan | مَنْ: kiminin | يُعْجِبُكَ: senin hoşuna gider | قَوْلُهُ: sözü | فِي: dair | الْحَيَاةِ: hayatına | الدُّنْيَا: dünya | وَيُشْهِدُ: ve şahid tutar | اللَّهَ: Allah'ı | عَلَىٰ: | مَا: olana | فِي: | قَلْبِهِ: kalbinde | وَهُوَ: oysa o | أَلَدُّ: en azılısıdır | الْخِصَامِ: hasımların | (2:204)
|وَإِذَا: zaman | تَوَلَّىٰ: döndüğü | سَعَىٰ: çalışır | فِي: | الْأَرْضِ: yeryüzünde | لِيُفْسِدَ: bozgunculuğa | فِيهَا: orada | وَيُهْلِكَ: ve yok etmeğe | الْحَرْثَ: ekin | وَالنَّسْلَ: ve nesli | وَاللَّهُ: Allah | لَا: | يُحِبُّ: sevmez | الْفَسَادَ: bozgunculuğu | (2:205)
|وَإِذَا: ve zaman | قِيلَ: dendiği | لَهُ: ona | اتَّقِ: kork | اللَّهَ: Allah'tan | أَخَذَتْهُ: kendisini sürükler | الْعِزَّةُ: gururu | بِالْإِثْمِ: günaha | فَحَسْبُهُ: artık ona yeter | جَهَنَّمُ: cehennem | وَلَبِئْسَ: ve ne kötü | الْمِهَادُ: bir yataktır o | (2:206)
|وَمِنَ: | النَّاسِ: insanlardan | مَنْ: öylesi var ki | يَشْرِي: satar | نَفْسَهُ: kendisini | ابْتِغَاءَ: aramak için | مَرْضَاتِ: rızasını | اللَّهِ: Allah'ın | وَاللَّهُ: Allah da | رَءُوفٌ: çok şefkatlidir | بِالْعِبَادِ: kullar(ın)a | (2:207)
|يَا: EY/HEY/AH | أَيُّهَا: SİZ! | الَّذِينَ: kimeler | امَنُوا: iman eden(ler) | ادْخُلُوا: girin | فِي: | السِّلْمِ: islama (veya barışa) | كَافَّةً: hepiniz birlikte | وَلَا: | تَتَّبِعُوا: izlemeyin | خُطُوَاتِ: adımlarını | الشَّيْطَانِ: şeytanın | إِنَّهُ: çünkü o | لَكُمْ: size | عَدُوٌّ: düşmandır | مُبِينٌ: apaçık | (2:208)
|فَإِنْ: eğer | زَلَلْتُمْ: kayarsanız | مِنْ: | بَعْدِ: sonra | مَا: | جَاءَتْكُمُ: size geldikten | الْبَيِّنَاتُ: açık deliller | فَاعْلَمُوا: bilin ki | أَنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | عَزِيزٌ: daima üstündür | حَكِيمٌ: hüküm ve hikmet sahibidir | (2:209)
|هَلْ: mı? | يَنْظُرُونَ: gözlüyorlar | إِلَّا: | أَنْ: | يَأْتِيَهُمُ: gelmesini | اللَّهُ: Allah'ın | فِي: içinde | ظُلَلٍ: gölgeler | مِنَ: | الْغَمَامِ: buluttan | وَالْمَلَائِكَةُ: ve meleklerin | وَقُضِيَ: ve bitirilmesini | الْأَمْرُ: işin | وَإِلَى: (halbuki) | اللَّهِ: Allah'a | تُرْجَعُ: döndürülür | الْأُمُورُ: bütün işler | (2:210)
|سَلْ: sor | بَنِي: oğullarına | إِسْرَائِيلَ: İsrail | كَمْ: nice | اتَيْنَاهُمْ: onlara verdik | مِنْ: | ايَةٍ: ayetlerden | بَيِّنَةٍ: açık | وَمَنْ: ve kim | يُبَدِّلْ: değiştirirse | نِعْمَةَ: ni'metini | اللَّهِ: Allah'ın | مِنْ: | بَعْدِ: sonra | مَا: | جَاءَتْهُ: geldikten | فَإِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah'ın | شَدِيدُ: çetindir | الْعِقَابِ: cezası | (2:211)
|زُيِّنَ: süslü gösterildi | لِلَّذِينَ: kimselere | كَفَرُوا: inkar edenler€ | الْحَيَاةُ: hayatı | الدُّنْيَا: dünya | وَيَسْخَرُونَ: ve alay ederler | مِنَ: | الَّذِينَ: kimselerle | امَنُوا: inanan(lar) | وَالَّذِينَ: ve kimselerle | اتَّقَوْا: takva sahipleri | فَوْقَهُمْ: onlardan üstündürler | يَوْمَ: gününde | الْقِيَامَةِ: kıyamet | وَاللَّهُ: Allah | يَرْزُقُ: rızık verir | مَنْ: kimseye | يَشَاءُ: dilediği | بِغَيْرِ: | حِسَابٍ: hesapsız | (2:212)
|كَانَ: idi | النَّاسُ: insanlar | أُمَّةً: ümmet | وَاحِدَةً: bir tek | فَبَعَثَ: sonra gönderdi | اللَّهُ: Allah | النَّبِيِّينَ: peygamberleri | مُبَشِّرِينَ: müjdeciler | وَمُنْذِرِينَ: ve uyarıcılar olarak | وَأَنْزَلَ: ve indirdi | مَعَهُمُ: onlarla beraber | الْكِتَابَ: Kitabı | بِالْحَقِّ: hak olarak | لِيَحْكُمَ: hükmetmek üzere | بَيْنَ: arasında | النَّاسِ: insanlar | فِيمَا: (konularda) | اخْتَلَفُوا: anlaşmazlığa düştükleri | فِيهِ: onda | وَمَا: ve | اخْتَلَفَ: anlaşmazlığa düştü(ler) | فِيهِ: o(Kitap hakkı)nda | إِلَّا: dışında | الَّذِينَ: kendilerine | أُوتُوهُ: (Kitap) verilmiş olanlar | مِنْ: | بَعْدِ: sonra | مَا: | جَاءَتْهُمُ: kendilerine geldikten | الْبَيِّنَاتُ: açık deliller | بَغْيًا: sırf kıskançlıktan ötürü | بَيْنَهُمْ: aralarındaki | فَهَدَى: bunun üzerine iletti | اللَّهُ: Allah | الَّذِينَ: kimseleri | امَنُوا: iman eden | لِمَا: | اخْتَلَفُوا: ayrılığa düştükleri | فِيهِ: kendisinde | مِنَ: | الْحَقِّ: gerçeğe | بِإِذْنِهِ: kendi izniyle | وَاللَّهُ: Allah | يَهْدِي: iletir | مَنْ: kimseyi | يَشَاءُ: dilediği | إِلَىٰ: | صِرَاطٍ: yola | مُسْتَقِيمٍ: doğru | (2:213)
|أَمْ: yoksa | حَسِبْتُمْ: sandınız (mı) | أَنْ: ki | تَدْخُلُوا: gireceksiniz | الْجَنَّةَ: cennete | وَلَمَّا: | يَأْتِكُمْ: başınıza gelmeden | مَثَلُ: durumu | الَّذِينَ: | خَلَوْا: geçenlerin | مِنْ: | قَبْلِكُمْ: sizden önce | مَسَّتْهُمُ: onlara dokunmuştu | الْبَأْسَاءُ: sıkıntı | وَالضَّرَّاءُ: ve yoksulluk | وَزُلْزِلُوا: ve sarsılmışlardı ki | حَتَّىٰ: nihayet | يَقُولَ: diyorlardı | الرَّسُولُ: peygamber | وَالَّذِينَ: ve kimseler | امَنُوا: inanan | مَعَهُ: onunla birlikte | مَتَىٰ: ne zaman | نَصْرُ: yardımı | اللَّهِ: Allah'ın | أَلَا: İyi bilin ki | إِنَّ: şüphesiz | نَصْرَ: yardımı | اللَّهِ: Allah'ın | قَرِيبٌ: yakındır | (2:214)
|يَسْأَلُونَكَ: sana soruyorlar | مَاذَا: ne | يُنْفِقُونَ: (Allah yolunda) harcayacaklarını | قُلْ: de ki | مَا: şey | أَنْفَقْتُمْ: vereceğiniz | مِنْ: -dan | خَيْرٍ: hayır- | فَلِلْوَالِدَيْنِ: ana-baba içindir | وَالْأَقْرَبِينَ: ve yakınlar | وَالْيَتَامَىٰ: ve öksüzler | وَالْمَسَاكِينِ: ve yoksullar | وَابْنِ: | السَّبِيلِ: ve yolda kalmış(lar) | وَمَا: ve ne | تَفْعَلُوا: yaparsanız | مِنْ: -dan | خَيْرٍ: hayır- | فَإِنَّ: muhakkak | اللَّهَ: Allah | بِهِ: onunla birlikte | عَلِيمٌ: bilir | (2:215)
|كُتِبَ: yazıldı (farz kılındı) | عَلَيْكُمُ: size | الْقِتَالُ: savaş | وَهُوَ: halbuki o | كُرْهٌ: hoşunuza gitmez | لَكُمْ: sizin | وَعَسَىٰ: olur ki bazen | أَنْ: | تَكْرَهُوا: hoşlanmadığınız | شَيْئًا: bir şey | وَهُوَ: o | خَيْرٌ: hayırlıdır | لَكُمْ: sizin için | وَعَسَىٰ: ve olur ki | أَنْ: | تُحِبُّوا: hoşlandığınız | شَيْئًا: bir şey (de) | وَهُوَ: o | شَرٌّ: kötüdür | لَكُمْ: sizin için | وَاللَّهُ: Allah | يَعْلَمُ: bilir | وَأَنْتُمْ: siz ise | لَا: | تَعْلَمُونَ: bilmezsiniz | (2:216)
|يَسْأَلُونَكَ: sana soruyorlar | عَنِ: | الشَّهْرِ: ayında | الْحَرَامِ: haram | قِتَالٍ: savaşmaktan | فِيهِ: onda | قُلْ: de ki | قِتَالٌ: savaş | فِيهِ: O (aylar)da | كَبِيرٌ: büyük bir günahtır | وَصَدٌّ: ve alıkoymak | عَنْ: -ndan | سَبِيلِ: yolu- | اللَّهِ: Allah | وَكُفْرٌ: ve inkar etmek | بِهِ: O'nu | وَالْمَسْجِدِ: ve Mescid-i | الْحَرَامِ: Haram(dan) | وَإِخْرَاجُ: sürüp çıkarmak | أَهْلِهِ: halkını | مِنْهُ: ondan (Mekke'den) | أَكْبَرُ: daha büyük (bir günahtır) | عِنْدَ: yanında | اللَّهِ: Allah | وَالْفِتْنَةُ: ve fitne | أَكْبَرُ: daha büyük(bir günah)tır | مِنَ: -ten | الْقَتْلِ: öldürmek- | وَلَا: | يَزَالُونَ: vazgeçmezler | يُقَاتِلُونَكُمْ: sizinle savaşmaktan | حَتَّىٰ: kadar | يَرُدُّوكُمْ: sizi döndürünceye | عَنْ: -den | دِينِكُمْ: dininiz- | إِنِ: eğer | اسْتَطَاعُوا: güçleri yetse | وَمَنْ: ve kim | يَرْتَدِدْ: döner | مِنْكُمْ: sizden | عَنْ: -nden | دِينِهِ: dini- | فَيَمُتْ: ve ölürse | وَهُوَ: ve o | كَافِرٌ: kafir olarak | فَأُولَٰئِكَ: işte | حَبِطَتْ: boşa çıkmıştır | أَعْمَالُهُمْ: onların bütün yaptıkları | فِي: | الدُّنْيَا: dünyada (da) | وَالْاخِرَةِ: ahirette (de) | وَأُولَٰئِكَ: ve onlar | أَصْحَابُ: halkıdır | النَّارِ: ateş | هُمْ: ve onlar | فِيهَا: orada | خَالِدُونَ: sürekli kalacaklardır | (2:217)
|إِنَّ: muhakkak | الَّذِينَ: kimseler | امَنُوا: iman edenler | وَالَّذِينَ: ve kimseler | هَاجَرُوا: ve hicret edenler | وَجَاهَدُوا: ve cihat edenler | فِي: | سَبِيلِ: yolunda | اللَّهِ: Allah | أُولَٰئِكَ: işte onlar | يَرْجُونَ: umarlar | رَحْمَتَ: rahmetini | اللَّهِ: Allah'ın | وَاللَّهُ: Allah | غَفُورٌ: çok bağışlayan | رَحِيمٌ: çok merhamet edendir | (2:218)
|يَسْأَلُونَكَ: sana soruyorlar | عَنِ: -tan | الْخَمْرِ: şarap- | وَالْمَيْسِرِ: ve kumardan | قُلْ: de ki | فِيهِمَا: o ikisinde vardır | إِثْمٌ: günah | كَبِيرٌ: büyük | وَمَنَافِعُ: ve bazı yararlar | لِلنَّاسِ: insanlar için | وَإِثْمُهُمَا: fakat onların günahı | أَكْبَرُ: daha büyüktür | مِنْ: -ndan | نَفْعِهِمَا: yararı- | وَيَسْأَلُونَكَ: ve sana soruyorlar | مَاذَا: ne | يُنْفِقُونَ: infak edeceklerini | قُلِ: de ki | الْعَفْوَ: Af (ihtiyaçlarınızdan fazlasını) | كَذَٰلِكَ: böyle | يُبَيِّنُ: açıklıyor | اللَّهُ: Allah | لَكُمُ: size | الْايَاتِ: ayetleri | لَعَلَّكُمْ: umulur ki | تَتَفَكَّرُونَ: düşünürsünüz | (2:219)
|فِي: (hakkında) | الدُّنْيَا: dünya | وَالْاخِرَةِ: ve ahiret | وَيَسْأَلُونَكَ: ve sana soruyarlar | عَنِ: -den | الْيَتَامَىٰ: öksüzler- | قُلْ: de ki | إِصْلَاحٌ: ıslah etmek | لَهُمْ: onları(n durumlarını) | خَيْرٌ: hayırlıdır | وَإِنْ: ve eğer | تُخَالِطُوهُمْ: onlara karışırsanız | فَإِخْوَانُكُمْ: sizin kardeşlerinizdir | وَاللَّهُ: Allah | يَعْلَمُ: bilir | الْمُفْسِدَ: bozanı | مِنَ: -den | الْمُصْلِحِ: ıslah eden- | وَلَوْ: ve eğer | شَاءَ: dileseydi | اللَّهُ: Allah | لَأَعْنَتَكُمْ: sizi zora sokardı | إِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | عَزِيزٌ: daima üstündür | حَكِيمٌ: hüküm ve hikmet sahibidir | (2:220)
|وَلَا: | تَنْكِحُوا: evlenmeyin | الْمُشْرِكَاتِ: müşrik (Allah'a ortak koşan) kadınlarla | حَتَّىٰ: kadar | يُؤْمِنَّ: inanıncaya | وَلَأَمَةٌ: bir cariye | مُؤْمِنَةٌ: inanan | خَيْرٌ: daha hayırlıdır | مِنْ: -dan | مُشْرِكَةٍ: ortak koşan (hür) kadın- | وَلَوْ: ve eğer | أَعْجَبَتْكُمْ: hoşunuza gitse bile | وَلَا: | تُنْكِحُوا: evlendirmeyin | الْمُشْرِكِينَ: ortak koşan erkeklerle | حَتَّىٰ: kadar | يُؤْمِنُوا: iman edinceye | وَلَعَبْدٌ: ve bir köle | مُؤْمِنٌ: inanan | خَيْرٌ: daha hayırlıdır | مِنْ: -ten | مُشْرِكٍ: müşrik erkek- | وَلَوْ: eğer | أَعْجَبَكُمْ: hoşunuza gitse bile | أُولَٰئِكَ: (Zira) onlar | يَدْعُونَ: çağırıyorlar | إِلَى: | النَّارِ: ateşe | وَاللَّهُ: Allah ise | يَدْعُو: çağırıyor | إِلَى: | الْجَنَّةِ: cennete | وَالْمَغْفِرَةِ: ve mağfirete | بِإِذْنِهِ: izniyle | وَيُبَيِّنُ: ve açıklar | ايَاتِهِ: ayetlerini | لِلنَّاسِ: insanlara | لَعَلَّهُمْ: umulur ki | يَتَذَكَّرُونَ: düşünürler | (2:221)
|وَيَسْأَلُونَكَ: ve sana soruyorlar | عَنِ: -den | الْمَحِيضِ: adet görme- | قُلْ: de ki | هُوَ: o | أَذًى: eziyettir | فَاعْتَزِلُوا: çekilin | النِّسَاءَ: kadınlardan | فِي: süresince | الْمَحِيضِ: adet | وَلَا: | تَقْرَبُوهُنَّ: onlara yaklaşmayın | حَتَّىٰ: kadar | يَطْهُرْنَ: temizleninceye | فَإِذَا: zaman | تَطَهَّرْنَ: temizlendikleri | فَأْتُوهُنَّ: onlara varın | مِنْ: -den | حَيْثُ: yer- | أَمَرَكُمُ: size emrettiği | اللَّهُ: Allah'ın | إِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | يُحِبُّ: sever | التَّوَّابِينَ: tevbe edenleri | وَيُحِبُّ: ve sever | الْمُتَطَهِّرِينَ: temizlenenleri | (2:222)
|نِسَاؤُكُمْ: kadınlarınız | حَرْثٌ: bir tarladır | لَكُمْ: sizin için | فَأْتُوا: varın | حَرْثَكُمْ: tarlanıza | أَنَّىٰ: biçimde | شِئْتُمْ: dilediğiniz | وَقَدِّمُوا: ve hazırlık yapın | لِأَنْفُسِكُمْ: kendiniz için | وَاتَّقُوا: ve sakının | اللَّهَ: Allah'tan | وَاعْلَمُوا: ve bilin ki | أَنَّكُمْ: şüphesiz siz | مُلَاقُوهُ: O'na kavuşacaksınız | وَبَشِّرِ: ve müjdele | الْمُؤْمِنِينَ: İnananları | (2:223)
|وَلَا: | تَجْعَلُوا: kılmayın | اللَّهَ: Allah'ı | عُرْضَةً: engel | لِأَيْمَانِكُمْ: yeminlerinize | أَنْ: | تَبَرُّوا: iyilik etmenize | وَتَتَّقُوا: ve sakınmanıza | وَتُصْلِحُوا: ve düzetmeye | بَيْنَ: arasını | النَّاسِ: insanların | وَاللَّهُ: Allah | سَمِيعٌ: işitendir | عَلِيمٌ: bilendir | (2:224)
|لَا: | يُؤَاخِذُكُمُ: sizi sorumlu tutmaz | اللَّهُ: Allah | بِاللَّغْوِ: kasıtsız | فِي: dolayı | أَيْمَانِكُمْ: yeminlerinizden | وَلَٰكِنْ: fakat | يُؤَاخِذُكُمْ: sorumlu tutar | بِمَا: dolayı | كَسَبَتْ: kazandığından | قُلُوبُكُمْ: kalblerinizin | وَاللَّهُ: Allah | غَفُورٌ: bağışlayandır | حَلِيمٌ: halimdir | (2:225)
|لِلَّذِينَ: kimseler için | يُؤْلُونَ: yaklaşmamağa yemin edenler | مِنْ: | نِسَائِهِمْ: kadınlarına | تَرَبُّصُ: bekleme (hakkı) vardır | أَرْبَعَةِ: dört | أَشْهُرٍ: ay | فَإِنْ: eğer | فَاءُوا: (o süre içinde) dönerlerse | فَإِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | غَفُورٌ: bağışlayan | رَحِيمٌ: merhamet edendir | (2:226)
|وَإِنْ: eğer | عَزَمُوا: kesin karar verirlerse | الطَّلَاقَ: boşamaya | فَإِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | سَمِيعٌ: işitendir | عَلِيمٌ: bilendir | (2:227)
|وَالْمُطَلَّقَاتُ: boşanmış kadınlar | يَتَرَبَّصْنَ: gözetlerler | بِأَنْفُسِهِنَّ: kendilerini | ثَلَاثَةَ: üç | قُرُوءٍ: kur' (üç adet veya üç temizlik süresi) | وَلَا: | يَحِلُّ: helal olmaz | لَهُنَّ: kendilerine | أَنْ: | يَكْتُمْنَ: gizlemeleri | مَا: | خَلَقَ: yarattığını | اللَّهُ: Allah'ın | فِي: -nde | أَرْحَامِهِنَّ: kendi rahimleri- | إِنْ: eğer | كُنَّ: idiyseler | يُؤْمِنَّ: inanıyor | بِاللَّهِ: Allah'a | وَالْيَوْمِ: ve gününe | الْاخِرِ: ahiret | وَبُعُولَتُهُنَّ: kocaları | أَحَقُّ: hak sahibidirler | بِرَدِّهِنَّ: onları geri almağa | فِي: | ذَٰلِكَ: bu arada | إِنْ: eğer | أَرَادُوا: isterlerse | إِصْلَاحًا: barışmak | وَلَهُنَّ: (kadınların) vardır | مِثْلُ: gibi | الَّذِي: | عَلَيْهِنَّ: (erkeklerin) kendileri üzerindeki | بِالْمَعْرُوفِ: (örfe uygun) hakları | وَلِلرِّجَالِ: erkeklerin (hakları) | عَلَيْهِنَّ: onlar (kadınlar) üzerinde | دَرَجَةٌ: bir derece fazladır | وَاللَّهُ: Allah | عَزِيزٌ: azizdir | حَكِيمٌ: hakimdir | (2:228)
|الطَّلَاقُ: boşama | مَرَّتَانِ: iki defadır | فَإِمْسَاكٌ: ya tutmak (lazım)dır | بِمَعْرُوفٍ: iyilikle | أَوْ: ya da | تَسْرِيحٌ: salıvermek | بِإِحْسَانٍ: güzelce | وَلَا: | يَحِلُّ: helal değildir | لَكُمْ: size | أَنْ: | تَأْخُذُوا: geri almanız | مِمَّا: şeylerden | اتَيْتُمُوهُنَّ: onlara verdiğiniz | شَيْئًا: bir şey | إِلَّا: başka | أَنْ: eğer | يَخَافَا: korkarlarsa | أَلَّا: | يُقِيمَا: koruyamamaktan | حُدُودَ: sınırlarını | اللَّهِ: Allah'ın | فَإِنْ: eğer | خِفْتُمْ: korkarsanız | أَلَّا: | يُقِيمَا: koruyamamaktan | حُدُودَ: sınırlarını | اللَّهِ: Allah'ın | فَلَا: yoktur | جُنَاحَ: bir günah | عَلَيْهِمَا: ikisine de | فِيمَا: (kadının ayrılmak için verdiği) | افْتَدَتْ: fidye | بِهِ: hakkında | تِلْكَ: işte bunlar | حُدُودُ: sınırlarıdır | اللَّهِ: Allah'ın | فَلَا: | تَعْتَدُوهَا: sakın bunları aşmayın | وَمَنْ: ve kim(ler) | يَتَعَدَّ: aşarsa | حُدُودَ: sınırlarını | اللَّهِ: Allah'ın | فَأُولَٰئِكَ: işte | هُمُ: onlar | الظَّالِمُونَ: zalimlerdir | (2:229)
|فَإِنْ: eğer | طَلَّقَهَا: (erkek) yine boşarsa | فَلَا: | تَحِلُّ: helal olmaz | لَهُ: ona | مِنْ: | بَعْدُ: artık bundan sonra | حَتَّىٰ: kadar | تَنْكِحَ: (kadın) nikahlanıncaya | زَوْجًا: kocaya | غَيْرَهُ: başka bir | فَإِنْ: eğer | طَلَّقَهَا: O (vardığı adam) da boşarsa | فَلَا: yoktur | جُنَاحَ: bir günah | عَلَيْهِمَا: kendilerine | أَنْ: | يَتَرَاجَعَا: tekrar birbirlerine dönmelerinde | إِنْ: eğer | ظَنَّا: inanırlarsa | أَنْ: | يُقِيمَا: koruyacaklarına | حُدُودَ: sınırlarını | اللَّهِ: Allah'ın | وَتِلْكَ: işte bunlar | حُدُودُ: sınırlarıdır | اللَّهِ: Allah'ın | يُبَيِّنُهَا: açıklamaktadır | لِقَوْمٍ: bir toplum için | يَعْلَمُونَ: bilen | (2:230)
|وَإِذَا: zaman | طَلَّقْتُمُ: boşadığınız | النِّسَاءَ: kadınları | فَبَلَغْنَ: ulaştıklarında | أَجَلَهُنَّ: (iddetlerinin) sonuna | فَأَمْسِكُوهُنَّ: ya onları tutun | بِمَعْرُوفٍ: iyilikle | أَوْ: ya da | سَرِّحُوهُنَّ: bırakın | بِمَعْرُوفٍ: iyilikle | وَلَا: | تُمْسِكُوهُنَّ: onları (yanınızda) tutmayın | ضِرَارًا: zarar vermek için | لِتَعْتَدُوا: haklarına tecavüz edip | وَمَنْ: kim | يَفْعَلْ: yaparsa | ذَٰلِكَ: bunu | فَقَدْ: muhakkak | ظَلَمَ: zulmetmiştir | نَفْسَهُ: kendine | وَلَا: | تَتَّخِذُوا: edinmeyin | ايَاتِ: ayetlerini | اللَّهِ: Allah'ın | هُزُوًا: eğlence | وَاذْكُرُوا: düşünün | نِعْمَتَ: ni'metini | اللَّهِ: Allah'ın | عَلَيْكُمْ: size olan | وَمَا: | أَنْزَلَ: indirdiklerini | عَلَيْكُمْ: size | مِنَ: -tan | الْكِتَابِ: Kitap- | وَالْحِكْمَةِ: ve Hikmet(ten) | يَعِظُكُمْ: size öğüt vermek için | بِهِ: onunla | وَاتَّقُوا: ve korkun | اللَّهَ: Allah'tan | وَاعْلَمُوا: ve bilin ki | أَنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | بِكُلِّ: her | شَيْءٍ: şeyi | عَلِيمٌ: bilir | (2:231)
|وَإِذَا: ve zaman | طَلَّقْتُمُ: boşadığınız | النِّسَاءَ: kadınları | فَبَلَغْنَ: ulaştıklarında | أَجَلَهُنَّ: (iddetlerinin) sonuna | فَلَا: | تَعْضُلُوهُنَّ: engel olmayın | أَنْ: | يَنْكِحْنَ: evlenmelerine | أَزْوَاجَهُنَّ: (eski) kocalarıyla | إِذَا: takdirde | تَرَاضَوْا: anlaştıkları | بَيْنَهُمْ: kendi aralarında | بِالْمَعْرُوفِ: güzelce | ذَٰلِكَ: bu | يُوعَظُ: verilen bir öğüttür | بِهِ: onunla | مَنْ: kimseye | كَانَ: olan | مِنْكُمْ: içinizden | يُؤْمِنُ: inanan | بِاللَّهِ: Allah'a | وَالْيَوْمِ: ve gününe | الْاخِرِ: ahiret | ذَٰلِكُمْ: bu | أَزْكَىٰ: daha iyi | لَكُمْ: sizin için | وَأَطْهَرُ: ve daha temizdir | وَاللَّهُ: Allah | يَعْلَمُ: bilir | وَأَنْتُمْ: ve siz | لَا: | تَعْلَمُونَ: bilmezsiniz | (2:232)
|وَالْوَالِدَاتُ: ve anneler | يُرْضِعْنَ: emzirirler | أَوْلَادَهُنَّ: çocuklarını | حَوْلَيْنِ: iki yıl | كَامِلَيْنِ: tam | لِمَنْ: kimse için | أَرَادَ: isteyen | أَنْ: | يُتِمَّ: tamamlamak | الرَّضَاعَةَ: emzirmeyi | وَعَلَى: üzerinedir | الْمَوْلُودِ: babanın | لَهُ: (çocuk kendisine ait olan) | رِزْقُهُنَّ: onların yiyecekleri | وَكِسْوَتُهُنَّ: ve giyecekleri | بِالْمَعْرُوفِ: uygun biçimde | لَا: | تُكَلَّفُ: yükümlü tutulmaz | نَفْسٌ: hiç kimse | إِلَّا: başka | وُسْعَهَا: gücünün yettiğinden | لَا: | تُضَارَّ: zarara sokulmasın | وَالِدَةٌ: (ne) anne | بِوَلَدِهَا: çocuğu yüzünden | وَلَا: ve (ne de) | مَوْلُودٌ: baba | لَهُ: (çocuğun aidolduğu) | بِوَلَدِهِ: çocuğu yüzünden | وَعَلَى: ve üzerinde | الْوَارِثِ: mirasçının | مِثْلُ: aynı (yükümlülük var)dır | ذَٰلِكَ: bunun | فَإِنْ: eğer | أَرَادَا: isterlerse | فِصَالًا: sütten kesmek | عَنْ: | تَرَاضٍ: rızalarıyla | مِنْهُمَا: kendi aralarında | وَتَشَاوُرٍ: ve danışarak | فَلَا: yoktur | جُنَاحَ: günah | عَلَيْهِمَا: kendilerine | وَإِنْ: eğer | أَرَدْتُمْ: isterseniz | أَنْ: | تَسْتَرْضِعُوا: (sütannesi tutup) emzirtmek | أَوْلَادَكُمْ: çocuklarınızı | فَلَا: yine yoktur | جُنَاحَ: bir günah | عَلَيْكُمْ: üzerinize | إِذَا: sonra | سَلَّمْتُمْ: verdikten | مَا: şeyi (ücreti) | اتَيْتُمْ: verdiğiniz | بِالْمَعْرُوفِ: güzelce | وَاتَّقُوا: ve korkun | اللَّهَ: Allah'tan | وَاعْلَمُوا: ve bilin ki | أَنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | بِمَا: her şeyi | تَعْمَلُونَ: yaptığınız | بَصِيرٌ: görmektedir | (2:233)
|وَالَّذِينَ: kimselerin | يُتَوَفَّوْنَ: ölen(ler) | مِنْكُمْ: içinizden | وَيَذَرُونَ: geriye bıraktıkları | أَزْوَاجًا: eşleri | يَتَرَبَّصْنَ: (bekleyip) gözetlerler | بِأَنْفُسِهِنَّ: kendilerini | أَرْبَعَةَ: dört | أَشْهُرٍ: ay | وَعَشْرًا: ve on (gün) | فَإِذَا: zaman | بَلَغْنَ: bitirdiği | أَجَلَهُنَّ: sürelerini | فَلَا: yoktur | جُنَاحَ: bir günah | عَلَيْكُمْ: size | فِيمَا: | فَعَلْنَ: yapmalarında | فِي: için | أَنْفُسِهِنَّ: kendileri | بِالْمَعْرُوفِ: uygun olanı | وَاللَّهُ: Allah | بِمَا: -dan | تَعْمَلُونَ: yaptıklarınız- | خَبِيرٌ: haberdardır | (2:234)
|وَلَا: yoktur | جُنَاحَ: bir günah | عَلَيْكُمْ: size | فِيمَا: | عَرَّضْتُمْ: üstü kapalı biçimde bildirmenizden | بِهِ: ona | مِنْ: | خِطْبَةِ: evlenme isteğinizi | النِّسَاءِ: kadınlara | أَوْ: yahut | أَكْنَنْتُمْ: gizlemenizden | فِي: | أَنْفُسِكُمْ: içinizde | عَلِمَ: bilir | اللَّهُ: Allah | أَنَّكُمْ: şüphesiz sizin | سَتَذْكُرُونَهُنَّ: onları anacağınızı | وَلَٰكِنْ: fakat | لَا: | تُوَاعِدُوهُنَّ: sakın onlarla sözleşmeyin | سِرًّا: gizli(buluşma)ya | إِلَّا: dışında | أَنْ: | تَقُولُوا: söylemeniz | قَوْلًا: bir söz | مَعْرُوفًا: iyi (meşru) | وَلَا: | تَعْزِمُوا: ve kalkışmayın | عُقْدَةَ: akdine (kıymaya) | النِّكَاحِ: nikah | حَتَّىٰ: kadar | يَبْلُغَ: ulaşıncaya | الْكِتَابُ: yazılanın (iddetinin) | أَجَلَهُ: sonuna | وَاعْلَمُوا: ve bilin ki | أَنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | يَعْلَمُ: bilir | مَا: şeyi | فِي: | أَنْفُسِكُمْ: içinizden geçen | فَاحْذَرُوهُ: O'ndan sakının | وَاعْلَمُوا: ve yine bilin ki | أَنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | غَفُورٌ: bağışlayandır | حَلِيمٌ: halimdir | (2:235)
|لَا: yoktur | جُنَاحَ: bir günah | عَلَيْكُمْ: size | إِنْ: eğer | طَلَّقْتُمُ: boşarsınız | النِّسَاءَ: kadınları | مَا: | لَمْ: | تَمَسُّوهُنَّ: henüz dokunmadan | أَوْ: ya da | تَفْرِضُوا: belirlemeden | لَهُنَّ: onlara | فَرِيضَةً: mehir(lerini) | وَمَتِّعُوهُنَّ: ve onları faydalandırsın | عَلَى: | الْمُوسِعِ: eli geniş olan | قَدَرُهُ: kendi gücü nisbetinde | وَعَلَى: | الْمُقْتِرِ: eli dar olan da | قَدَرُهُ: kendi gücü nisbetinde | مَتَاعًا: bir geçimlikle | بِالْمَعْرُوفِ: güzel | حَقًّا: bu bir borçtur | عَلَى: üzerine | الْمُحْسِنِينَ: iyilik edenlerin | (2:236)
|وَإِنْ: ve eğer | طَلَّقْتُمُوهُنَّ: onları boşarsanız | مِنْ: | قَبْلِ: önce | أَنْ: | تَمَسُّوهُنَّ: henüz dokunmadan | وَقَدْ: takdirde | فَرَضْتُمْ: (bir mehir) tesbit ettiğiniz | لَهُنَّ: onlar için | فَرِيضَةً: vermeniz gerekir | فَنِصْفُ: yarısını | مَا: şeyin (mehrin) | فَرَضْتُمْ: tesbit ettiğiniz | إِلَّا: hariç | أَنْ: | يَعْفُونَ: (kadının) vazgeçmesi | أَوْ: veya | يَعْفُوَ: vazgeçmesi | الَّذِي: kimsenin (erkeğin) | بِيَدِهِ: elinde olan | عُقْدَةُ: akdi | النِّكَاحِ: nikah | وَأَنْ: | تَعْفُوا: (erkekler) sizin affetmeniz | أَقْرَبُ: daha yakındır | لِلتَّقْوَىٰ: takvaya | وَلَا: | تَنْسَوُا: unutmayın | الْفَضْلَ: iyilik etmeyi | بَيْنَكُمْ: birbirinize | إِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | بِمَا: -şeyleri | تَعْمَلُونَ: yaptıkları- | بَصِيرٌ: görür | (2:237)
|حَافِظُوا: korumacılık | عَلَى: -üstüne | الصَّلَوَاتِ: destekler- | وَالصَّلَاةِ: ve SaLâTın/Desteğin | الْوُسْطَىٰ: özünü/ortasını | وَقُومُوا: ve -doğrulmak | لِلَّهِ: Allah'a | قَانِتِينَ: kanaate | (2:238)
|فَإِنْ: eğer | خِفْتُمْ: (bir tehlikeden) korkarsanız | فَرِجَالًا: yaya | أَوْ: yahut | رُكْبَانًا: binmiş olarak | فَإِذَا: zaman da | أَمِنْتُمْ: güvene kavuştuğunuz | فَاذْكُرُوا: anın | اللَّهَ: Allah'ı | كَمَا: şekilde | عَلَّمَكُمْ: size öğrettiği | مَا: şeyleri | لَمْ: | تَكُونُوا: olmadığınız | تَعْلَمُونَ: biliyor | (2:239)
|وَالَّذِينَ: ve kimseler | يُتَوَفَّوْنَ: ölen | مِنْكُمْ: içinizden | وَيَذَرُونَ: ve geriye bırakan(erkek)ler | أَزْوَاجًا: eşler | وَصِيَّةً: vasiyyet etsinler | لِأَزْوَاجِهِمْ: eşlerinin | مَتَاعًا: geçimlerinin sağlanmasını | إِلَى: kadar | الْحَوْلِ: bir yıla | غَيْرَ: | إِخْرَاجٍ: (evlerinden) çıkarılmadan | فَإِنْ: şayet | خَرَجْنَ: kendileri çıkarlarsa | فَلَا: yoktur | جُنَاحَ: bir günah | عَلَيْكُمْ: sizin için | فِي: | مَا: bir şey | فَعَلْنَ: yapmalarında | فِي: hakkında | أَنْفُسِهِنَّ: kendileri | مِنْ: | مَعْرُوفٍ: uygun olanı | وَاللَّهُ: Allah | عَزِيزٌ: daima üstündür | حَكِيمٌ: hüküm ve hikmet sahibidir | (2:240)
|وَلِلْمُطَلَّقَاتِ: ve boşanmış kadınların | مَتَاعٌ: geçimlerini sağlamak | بِالْمَعْرُوفِ: uygun olan şekilde | حَقًّا: bir haktır (borçtur) | عَلَى: üzerine | الْمُتَّقِينَ: müttakiler | (2:241)
|كَذَٰلِكَ: böyle | يُبَيِّنُ: açıklamaktadır | اللَّهُ: Allah | لَكُمْ: size | ايَاتِهِ: ayetlerini | لَعَلَّكُمْ: umulur ki | تَعْقِلُونَ: düşünürsünüz | (2:242)
|أَلَمْ: | تَرَ: görmedin mi? | إِلَى: | الَّذِينَ: kimseleri | خَرَجُوا: çıkanları | مِنْ: -ndan | دِيَارِهِمْ: yurtları- | وَهُمْ: ve onlar | أُلُوفٌ: binlerce kişi iken | حَذَرَ: korkusuyla | الْمَوْتِ: ölüm | فَقَالَ: demişti | لَهُمُ: onlara | اللَّهُ: Allah | مُوتُوا: Ölün! | ثُمَّ: sonra | أَحْيَاهُمْ: kendilerini diriltmişti | إِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | لَذُو: sahibidir | فَضْلٍ: ikram | عَلَى: karşı | النَّاسِ: insanlara | وَلَٰكِنَّ: ama | أَكْثَرَ: çoğu | النَّاسِ: insanların | لَا: | يَشْكُرُونَ: şükretmezler | (2:243)
|وَقَاتِلُوا: ve savaşın | فِي: | سَبِيلِ: yolunda | اللَّهِ: Allah | وَاعْلَمُوا: ve bilin ki | أَنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | سَمِيعٌ: işitendir | عَلِيمٌ: bilendir | (2:244)
|مَنْ: kimdir | ذَا: | الَّذِي: o kimse | يُقْرِضُ: borç olarak verecek | اللَّهَ: Allah'a | قَرْضًا: bir borcu | حَسَنًا: güzel | فَيُضَاعِفَهُ: arttırması karşılığnda | لَهُ: ona | أَضْعَافًا: fazlasıyla | كَثِيرَةً: kat kat | وَاللَّهُ: Allah | يَقْبِضُ: (rızkı) kısar da | وَيَبْسُطُ: açar da | وَإِلَيْهِ: ve hep O'na | تُرْجَعُونَ: döndürüleceksiniz | (2:245)
|أَلَمْ: | تَرَ: görmedin mi? | إِلَى: | الْمَلَإِ: ileri gelenlerini | مِنْ: | بَنِي: oğullarının | إِسْرَائِيلَ: İsrail | مِنْ: | بَعْدِ: sonra | مُوسَىٰ: Musa'dan | إِذْ: hani | قَالُوا: demişlerdi | لِنَبِيٍّ: Peygamberlerine | لَهُمُ: onlar | ابْعَثْ: gönder | لَنَا: bize | مَلِكًا: bir hükümdar | نُقَاتِلْ: (onun önderliğinde) savaşalım | فِي: -nda | سَبِيلِ: yolu- | اللَّهِ: Allah | قَالَ: dedi | هَلْ: | عَسَيْتُمْ: olurmu ki? | إِنْ: eğer | كُتِبَ: yazılınca (farz kılınınca) | عَلَيْكُمُ: size | الْقِتَالُ: savaş | أَلَّا: | تُقَاتِلُوا: savaşmazsanız | قَالُوا: dediler ki | وَمَا: | لَنَا: bizler | أَلَّا: | نُقَاتِلَ: neden savaşmayalım | فِي: | سَبِيلِ: yolunda | اللَّهِ: Allah | وَقَدْ: oysa | أُخْرِجْنَا: biz çıkarılıp sürüldük | مِنْ: -dan | دِيَارِنَا: yurtlarımız- | وَأَبْنَائِنَا: ve oğullarımız(ın arasın)dan | فَلَمَّا: fakat | كُتِبَ: yazılınca | عَلَيْهِمُ: kendilerine | الْقِتَالُ: savaş | تَوَلَّوْا: yüz çevirdiler | إِلَّا: hariç | قَلِيلًا: pek azı | مِنْهُمْ: içlerinden | وَاللَّهُ: Allah | عَلِيمٌ: bilir | بِالظَّالِمِينَ: zalimleri | (2:246)
|وَقَالَ: ve dedi ki | لَهُمْ: onlara | نَبِيُّهُمْ: peygamberleri | إِنَّ: gerçekten | اللَّهَ: Allah | قَدْ: elbette | بَعَثَ: gönderdi | لَكُمْ: size | طَالُوتَ: Talut'u | مَلِكًا: hükümdar | قَالُوا: dediler ki | أَنَّىٰ: nasıl | يَكُونُ: olabilir | لَهُ: onun | الْمُلْكُ: hükümdarlık (mülk) | عَلَيْنَا: bizim üzerimize | وَنَحْنُ: biz | أَحَقُّ: daha layıkız | بِالْمُلْكِ: hükümdarlığa | مِنْهُ: ondan | وَلَمْ: | يُؤْتَ: ve verilmemiştir | سَعَةً: genişlik | مِنَ: -dan | الْمَالِ: mal- | قَالَ: dedi | إِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | اصْطَفَاهُ: onu (hükümdar) seçti | عَلَيْكُمْ: sizin üzerinize | وَزَادَهُ: ve onun artırdı | بَسْطَةً: gücünü | فِي: | الْعِلْمِ: bilgisinin | وَالْجِسْمِ: ve cisminin | وَاللَّهُ: Allah | يُؤْتِي: verir | مُلْكَهُ: mülkünü | مَنْ: kimseye | يَشَاءُ: dilediği | وَاللَّهُ: Allah(ın) | وَاسِعٌ: (lutfu) geniştir | عَلِيمٌ: (O herşeyi) bilendir | (2:247)
|وَقَالَ: ve dedi ki | لَهُمْ: onlara | نَبِيُّهُمْ: peygamberleri | إِنَّ: muhakkak | ايَةَ: alameti | مُلْكِهِ: onun hükümdarlığının | أَنْ: | يَأْتِيَكُمُ: size gelmesidir | التَّابُوتُ: (Allah'ın Ahid sandığı) Tabut'un | فِيهِ: onun içinde | سَكِينَةٌ: bir huzur bulunan | مِنْ: -den | رَبِّكُمْ: Rabbiniz- | وَبَقِيَّةٌ: ve bir kalıntı | مِمَّا: -ndan | تَرَكَ: geriye bıraktığı- | الُ: ailesinin | مُوسَىٰ: Musa | وَالُ: ve ailesinin | هَارُونَ: Harun | تَحْمِلُهُ: taşıdığı | الْمَلَائِكَةُ: meleklerin | إِنَّ: | فِي: -dair | ذَٰلِكَ: buna- | لَايَةً: delil/işaret (olsun) diye | لَكُمْ: size | إِنْ: | كُنْتُمْ: -idiniz/oldunuz | مُؤْمِنِينَ: doğrulaşmış- | (2:248)
|فَلَمَّا: ne zaman ki | فَصَلَ: aralandı | طَالُوتُ: Talut | بِالْجُنُودِ: ordularla | قَالَ: dedi | إِنَّ: | اللَّهَ: Allah | مُبْتَلِيكُمْ: deneyecek sizi | بِنَهَرٍ: nehirle | فَمَنْ: kim | شَرِبَ: içerse | مِنْهُ: ondan | فَلَيْسَ: değildir | مِنِّي: benden | وَمَنْ: ve kim | لَمْ: | يَطْعَمْهُ: ondan tadmazsa | فَإِنَّهُ: şüphesiz o | مِنِّي: bendendir | إِلَّا: dışında | مَنِ: kimsenin | اغْتَرَفَ: avuçlayan | غُرْفَةً: bir avuç | بِيَدِهِ: eliyle | فَشَرِبُوا: hepsi içtiler | مِنْهُ: ondan | إِلَّا: hariç | قَلِيلًا: pek azı | مِنْهُمْ: içlerinden | فَلَمَّا: nihayet | جَاوَزَهُ: (ırmağı) geçince | هُوَ: o (Talut) | وَالَّذِينَ: ve kimseler | امَنُوا: iman eden | مَعَهُ: beraberindekiler | قَالُوا: dediler | لَا: | طَاقَةَ: gücümüz yok | لَنَا: bizim | الْيَوْمَ: bugün | بِجَالُوتَ: Calut'a | وَجُنُودِهِ: ve askerlerine karşı | قَالَ: dedi | الَّذِينَ: kimseler | يَظُنُّونَ: kanaat getiren | أَنَّهُمْ: elbette onların | مُلَاقُو: kavuşacaklarına | اللَّهِ: Allah'a | كَمْ: nice | مِنْ: | فِئَةٍ: topluluk | قَلِيلَةٍ: az olan | غَلَبَتْ: galib gelmiştir | فِئَةً: topluluğa | كَثِيرَةً: çok olan | بِإِذْنِ: izniyle | اللَّهِ: Allah'ın | وَاللَّهُ: Allah | مَعَ: beraberdir | الصَّابِرِينَ: sabredenlerle | (2:249)
|وَلَمَّا: ne zaman | بَرَزُوا: karşılaşsalar | لِجَالُوتَ: Calut | وَجُنُودِهِ: ve askerleriyle | قَالُوا: şöyle dediler | رَبَّنَا: Rabbimiz | أَفْرِغْ: dök | عَلَيْنَا: üzerimize | صَبْرًا: sabır | وَثَبِّتْ: ve sağlam tut | أَقْدَامَنَا: ayaklarımızı | وَانْصُرْنَا: ve bize yardım et | عَلَى: karşı | الْقَوْمِ: topluluğuna | الْكَافِرِينَ: kafirler | (2:250)
|فَهَزَمُوهُمْ: derken onları bozdular | بِإِذْنِ: izniyle | اللَّهِ: Allah'ın | وَقَتَلَ: ve öldürdü | دَاوُودُ: Davud | جَالُوتَ: Calut'u | وَاتَاهُ: ve ona (Davud'a) verdi | اللَّهُ: Allah | الْمُلْكَ: hükümdarlık | وَالْحِكْمَةَ: ve hikmet | وَعَلَّمَهُ: ve ona öğretti | مِمَّا: şeyleri | يَشَاءُ: dilediği | وَلَوْلَا: eğer | دَفْعُ: savmasaydı | اللَّهِ: Allah | النَّاسَ: insanların | بَعْضَهُمْ: bir kısmını | بِبَعْضٍ: bir kısmıyle | لَفَسَدَتِ: bozulurdu | الْأَرْضُ: dünya | وَلَٰكِنَّ: fakat | اللَّهَ: Allah | ذُو: sahibidir | فَضْلٍ: lutuf | عَلَى: karşı | الْعَالَمِينَ: bütün alemlere | (2:251)
|تِلْكَ: bunlar | ايَاتُ: ayetleridir | اللَّهِ: Allah'ın | نَتْلُوهَا: okuyoruz (açıklıyoruz) | عَلَيْكَ: sana | بِالْحَقِّ: hak olarak | وَإِنَّكَ: elbette sen | لَمِنَ: | الْمُرْسَلِينَ: gönderilenlerdensin | (2:252)
|تِلْكَ: işte o | الرُّسُلُ: elçiler ki | فَضَّلْنَا: üstün kıldık | بَعْضَهُمْ: kimini | عَلَىٰ: karşı | بَعْضٍ: kimine | مِنْهُمْ: onlardan | مَنْ: kimine | كَلَّمَ: konuştu | اللَّهُ: Allah | وَرَفَعَ: ve yükseltti | بَعْضَهُمْ: kimini de | دَرَجَاتٍ: derecelerle | وَاتَيْنَا: ve verdik | عِيسَى: Îsa'ya | ابْنَ: oğlu | مَرْيَمَ: Meryem | الْبَيِّنَاتِ: açık deliller | وَأَيَّدْنَاهُ: ve onu destekledik | بِرُوحِ: Ruh ile | الْقُدُسِ: Kudüs | وَلَوْ: ve eğer | شَاءَ: dileseydi | اللَّهُ: Allah | مَا: | اقْتَتَلَ: öldürmezlerdi | الَّذِينَ: kimseleri (milletleri) | مِنْ: | بَعْدِهِمْ: onların arkasından gelen | مِنْ: | بَعْدِ: sonra | مَا: | جَاءَتْهُمُ: gelmiş olduktan | الْبَيِّنَاتُ: açık deliller | وَلَٰكِنِ: fakat | اخْتَلَفُوا: anlaşmazlığa düştüler | فَمِنْهُمْ: onlardan | مَنْ: kimileri | امَنَ: inandı | وَمِنْهُمْ: ve onlardan | مَنْ: kimi de | كَفَرَ: inkar etti | وَلَوْ: eğer | شَاءَ: dileseydi | اللَّهُ: Allah | مَا: | اقْتَتَلُوا: birbirlerini öldürmezlerdi | وَلَٰكِنَّ: ama | اللَّهَ: Allah | يَفْعَلُ: yapar | مَا: şeyi | يُرِيدُ: dilediği | (2:253)
|يَا: EY/HEY/AH | أَيُّهَا: SİZ! | الَّذِينَ: kimseler | امَنُوا: inanan(lar) | أَنْفِقُوا: infak edin | مِمَّا: | رَزَقْنَاكُمْ: size verdiğimiz rızıktan | مِنْ: | قَبْلِ: önce | أَنْ: | يَأْتِيَ: gelmezden | يَوْمٌ: gün | لَا: olmadığı | بَيْعٌ: alışverişin | فِيهِ: içinde | وَلَا: ve hiçbir | خُلَّةٌ: dostluğun | وَلَا: ve hiçbir | شَفَاعَةٌ: şefaatin | وَالْكَافِرُونَ: ve kafirler | هُمُ: ta kendileridir | الظَّالِمُونَ: zalimlerin | (2:254)
|اللَّهُ: Allah (ki) | لَا: yoktur | إِلَٰهَ: tanrı | إِلَّا: başka | هُوَ: O'ndan | الْحَيُّ: daima diridir | الْقَيُّومُ: koruyup yöneticidir | لَا: | تَأْخُذُهُ: O'nu tutmaz | سِنَةٌ: ne bir uyuklama | وَلَا: ve ne de | نَوْمٌ: bir uyku | لَهُ: O'nundur | مَا: ne | فِي: varsa | السَّمَاوَاتِ: göklerde | وَمَا: ve ne | فِي: varsa | الْأَرْضِ: yerde | مَنْ: kimdir | ذَا: | الَّذِي: ki | يَشْفَعُ: şefaat edebilir | عِنْدَهُ: kendisinin katında | إِلَّا: dışında | بِإِذْنِهِ: O'nun izni | يَعْلَمُ: bilir | مَا: olanı | بَيْنَ: | أَيْدِيهِمْ: onların önünde | وَمَا: ve olanı | خَلْفَهُمْ: arkalarında | وَلَا: | يُحِيطُونَ: kavrayamazlar | بِشَيْءٍ: hiçbir şey | مِنْ: -nden | عِلْمِهِ: O'nun ilmi- | إِلَّا: dışında | بِمَا: şeyler | شَاءَ: dilediği | وَسِعَ: kaplamıştır | كُرْسِيُّهُ: O'nun Kürsüsü | السَّمَاوَاتِ: gökleri | وَالْأَرْضَ: ve yeri | وَلَا: | يَئُودُهُ: O'na ağır gelmez | حِفْظُهُمَا: onları koru(yup gözet)mek | وَهُوَ: O | الْعَلِيُّ: yücedir | الْعَظِيمُ: büyüktür | (2:255)
|لَا: yoktur | إِكْرَاهَ: zorlama | فِي: | الدِّينِ: Dinde | قَدْ: elbette | تَبَيَّنَ: seçilip belli olmuştur | الرُّشْدُ: doğruluk | مِنَ: | الْغَيِّ: sapıklıktan | فَمَنْ: kim | يَكْفُرْ: inkar eder | بِالطَّاغُوتِ: tağut (şeytan)ı | وَيُؤْمِنْ: ve inanırsa | بِاللَّهِ: Allah'a | فَقَدِ: muhakkak ki o | اسْتَمْسَكَ: yapışmıştır | بِالْعُرْوَةِ: bir kulpa | الْوُثْقَىٰ: sağlam | لَا: | انْفِصَامَ: kopmayan | لَهَا: | وَاللَّهُ: Allah | سَمِيعٌ: işitendir | عَلِيمٌ: bilendir | (2:256)
|اللَّهُ: Allah | وَلِيُّ: dostudur | الَّذِينَ: kimselerin | امَنُوا: inananların | يُخْرِجُهُمْ: onları çıkarır | مِنَ: -dan | الظُّلُمَاتِ: karanlıklar- | إِلَى: | النُّورِ: aydınlığa | وَالَّذِينَ: kimselerin | كَفَرُوا: inkar eden | أَوْلِيَاؤُهُمُ: dostları da | الطَّاغُوتُ: tağuttur | يُخْرِجُونَهُمْ: (O da) onları çıkarır | مِنَ: -tan | النُّورِ: aydınlık- | إِلَى: | الظُّلُمَاتِ: karanlıklara | أُولَٰئِكَ: İşte onlar | أَصْحَابُ: halkıdır | النَّارِ: ateş | هُمْ: onlar | فِيهَا: orada | خَالِدُونَ: ebedi kalacaklardır | (2:257)
|أَلَمْ: | تَرَ: görmedin mi? | إِلَى: | الَّذِي: kimseyi | حَاجَّ: tartışan | إِبْرَاهِيمَ: İbrahim'le | فِي: hakkında | رَبِّهِ: Rabbi | أَنْ: diye | اتَاهُ: kendisine verdi | اللَّهُ: Allah | الْمُلْكَ: hükümdarlık | إِذْ: zaman | قَالَ: dediği | إِبْرَاهِيمُ: İbrahim | رَبِّيَ: benim Rabbim | الَّذِي: ki | يُحْيِي: yaşatır | وَيُمِيتُ: ve öldürür | قَالَ: dedi | أَنَا: ben de | أُحْيِي: yaşatır | وَأُمِيتُ: ve öldürürüm | قَالَ: dedi ki | إِبْرَاهِيمُ: İbrahim | فَإِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | يَأْتِي: getirir | بِالشَّمْسِ: güneşi | مِنَ: -dan | الْمَشْرِقِ: doğu- | فَأْتِ: sen de getir | بِهَا: onu | مِنَ: -dan | الْمَغْرِبِ: batı- | فَبُهِتَ: şaşırıp kaldı | الَّذِي: kimse (o adam) | كَفَرَ: inkar eden | وَاللَّهُ: Allah | لَا: | يَهْدِي: doğru yola iletmez | الْقَوْمَ: toplumu | الظَّالِمِينَ: zalim | (2:258)
|أَوْ: yahut | كَالَّذِي: şu kimse gibi ki | مَرَّ: uğramıştı | عَلَىٰ: | قَرْيَةٍ: bir kasabaya | وَهِيَ: o kimse | خَاوِيَةٌ: (duvarları) yığılmış | عَلَىٰ: üstüne | عُرُوشِهَا: çatıları | قَالَ: dedi ki | أَنَّىٰ: nasıl | يُحْيِي: diriltecek | هَٰذِهِ: bunu | اللَّهُ: Allah | بَعْدَ: sonra | مَوْتِهَا: öldükten | فَأَمَاتَهُ: kendisini öldürüp | اللَّهُ: Allah (da) | مِائَةَ: yüz | عَامٍ: sene | ثُمَّ: sonra | بَعَثَهُ: diriltti | قَالَ: dedi | كَمْ: ne kadar | لَبِثْتَ: kaldın | قَالَ: dedi | لَبِثْتُ: kaldım | يَوْمًا: bir gün | أَوْ: ya da | بَعْضَ: birazı (kadar) | يَوْمٍ: bir günün | قَالَ: (Allah) dedi | بَلْ: bilakis | لَبِثْتَ: kaldın | مِائَةَ: yüz | عَامٍ: yıl | فَانْظُرْ: bak | إِلَىٰ: | طَعَامِكَ: yiyeceğine | وَشَرَابِكَ: ve içeceğine | لَمْ: | يَتَسَنَّهْ: bozulmamış | وَانْظُرْ: ve bak | إِلَىٰ: | حِمَارِكَ: eşeğine | وَلِنَجْعَلَكَ: seni kılalım diye | ايَةً: bir ibret | لِلنَّاسِ: insanlar için | وَانْظُرْ: ve bak | إِلَى: | الْعِظَامِ: kemiklere | كَيْفَ: nasıl | نُنْشِزُهَا: onları birbiri üstüne koyuyor | ثُمَّ: sonra | نَكْسُوهَا: onlara giydiriyoruz | لَحْمًا: et | فَلَمَّا: bu işler | تَبَيَّنَ: açıkça belli olunca | لَهُ: ona | قَالَ: dedi ki | أَعْلَمُ: biliyorum ki | أَنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | عَلَىٰ: | كُلِّ: her | شَيْءٍ: şeye | قَدِيرٌ: kadirdir | (2:259)
|وَإِذْ: ve bir zaman | قَالَ: demişti | إِبْرَاهِيمُ: İbrahim | رَبِّ: Rabbim | أَرِنِي: bana göster | كَيْفَ: nasıl | تُحْيِي: dirilttiğini | الْمَوْتَىٰ: ölüleri | قَالَ: (Allah) dedi | أَوَلَمْ: yoksa | تُؤْمِنْ: inanmadın mı | قَالَ: (İbrahim) dedi ki | بَلَىٰ: Hayır (inandım) | وَلَٰكِنْ: fakat | لِيَطْمَئِنَّ: tatmin olması için | قَلْبِي: kalbimin | قَالَ: dedi | فَخُذْ: o halde tut | أَرْبَعَةً: dördünü | مِنَ: -dan | الطَّيْرِ: kuşlar- | فَصُرْهُنَّ: onları alıştır | إِلَيْكَ: kendine | ثُمَّ: sonra | اجْعَلْ: koy | عَلَىٰ: üzerine | كُلِّ: her | جَبَلٍ: dağın | مِنْهُنَّ: onlardan | جُزْءًا: bir parça | ثُمَّ: sonra | ادْعُهُنَّ: onları (kendine) çağır | يَأْتِينَكَ: sana gelecekler | سَعْيًا: koşarak | وَاعْلَمْ: bil ki | أَنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | عَزِيزٌ: daima üstün | حَكِيمٌ: hüküm ve hikmet sahibidir | (2:260)
|مَثَلُ: durumu | الَّذِينَ: kimselerin | يُنْفِقُونَ: infak edenler(in) | أَمْوَالَهُمْ: mallarını | فِي: | سَبِيلِ: yolunda | اللَّهِ: Allah | كَمَثَلِ: durumu gibidir | حَبَّةٍ: bir tohumun | أَنْبَتَتْ: veren | سَبْعَ: yedi | سَنَابِلَ: başak | فِي: | كُلِّ: her | سُنْبُلَةٍ: başağında | مِائَةُ: yüz | حَبَّةٍ: tohum | وَاللَّهُ: Allah | يُضَاعِفُ: kat kat verir | لِمَنْ: kimseye | يَشَاءُ: dilediği | وَاللَّهُ: Allah(ın) | وَاسِعٌ: (lutfu) geniştir | عَلِيمٌ: (O) bilendir | (2:261)
|الَّذِينَ: kimseler | يُنْفِقُونَ: infak eden | أَمْوَالَهُمْ: mallarını | فِي: | سَبِيلِ: yolunda | اللَّهِ: Allah | ثُمَّ: sonra | لَا: | يُتْبِعُونَ: ardından | مَا: şeyleri | أَنْفَقُوا: verdikleri | مَنًّا: başa kakmayan | وَلَا: | أَذًى: ve eziyet etmeyenlerin | لَهُمْ: vardır | أَجْرُهُمْ: ödülleri | عِنْدَ: katında | رَبِّهِمْ: Rableri | وَلَا: yoktur | خَوْفٌ: korku | عَلَيْهِمْ: onlara | وَلَا: | هُمْ: ve onlar | يَحْزَنُونَ: üzülmeyeceklerdir | (2:262)
|قَوْلٌ: bir söz (söylemek) | مَعْرُوفٌ: güzel | وَمَغْفِرَةٌ: ve affetmek | خَيْرٌ: iyidir | مِنْ: -dan | صَدَقَةٍ: sadaka- | يَتْبَعُهَا: peşinden gelen | أَذًى: eziyet | وَاللَّهُ: Allah | غَنِيٌّ: zengindir | حَلِيمٌ: halimdir | (2:263)
|يَا: EY/HEY/AH | أَيُّهَا: SİZ! | الَّذِينَ: kimseler | امَنُوا: iman edenler | لَا: | تُبْطِلُوا: boşa çıkarmayın | صَدَقَاتِكُمْ: sadakalarınızı | بِالْمَنِّ: başa kakmakla | وَالْأَذَىٰ: ve eziyet etmekle | كَالَّذِي: gibi | يُنْفِقُ: infak eden | مَالَهُ: malını | رِئَاءَ: gösteriş için | النَّاسِ: insanlara | وَلَا: | يُؤْمِنُ: inanmayan | بِاللَّهِ: Allah'a | وَالْيَوْمِ: ve gününe | الْاخِرِ: ahiret | فَمَثَلُهُ: öylesinin durumu | كَمَثَلِ: benzer ki | صَفْوَانٍ: şu kayaya | عَلَيْهِ: üzerinde bulunan | تُرَابٌ: toprak | فَأَصَابَهُ: ona isabet etttiğinde | وَابِلٌ: bir sağnak (yağmur) | فَتَرَكَهُ: onu bırakır | صَلْدًا: sert bir taş halinde | لَا: | يَقْدِرُونَ: (Böyleleri) elde edemezler | عَلَىٰ: hiçbir | شَيْءٍ: şey | مِمَّا: şeylerden | كَسَبُوا: kazandıkları | وَاللَّهُ: Allah | لَا: | يَهْدِي: doğru yola iletmez | الْقَوْمَ: toplumunu | الْكَافِرِينَ: kafirler | (2:264)
|وَمَثَلُ: durumu da | الَّذِينَ: kimselerin | يُنْفِقُونَ: infak eden | أَمْوَالَهُمُ: mallarını | ابْتِغَاءَ: kazanmak | مَرْضَاتِ: rızasını | اللَّهِ: Allah'ın | وَتَثْبِيتًا: ve kökleştirmek için | مِنْ: | أَنْفُسِهِمْ: kendilerindekini (imanı) | كَمَثَلِ: benzer | جَنَّةٍ: bir bahçeye | بِرَبْوَةٍ: tepe üzerinde bulunan | أَصَابَهَا: değince | وَابِلٌ: bol yağmur | فَاتَتْ: veren | أُكُلَهَا: ürününü | ضِعْفَيْنِ: iki kat | فَإِنْ: eğer | لَمْ: | يُصِبْهَا: değmese bile | وَابِلٌ: yağmur | فَطَلٌّ: çisinti olur | وَاللَّهُ: Allah | بِمَا: şeyleri | تَعْمَلُونَ: yaptıklarınız | بَصِيرٌ: görmektedir | (2:265)
|أَيَوَدُّ: ister mi ki? | أَحَدُكُمْ: biriniz | أَنْ: | تَكُونَ: olmasını | لَهُ: kendisinin | جَنَّةٌ: bir bahçesi | مِنْ: -dan | نَخِيلٍ: hurmalar- | وَأَعْنَابٍ: ve üzümler(den) | تَجْرِي: akan | مِنْ: | تَحْتِهَا: altından | الْأَنْهَارُ: ırmaklar | لَهُ: bulunan | فِيهَا: içinde | مِنْ: | كُلِّ: her çeşit | الثَّمَرَاتِ: meyvası | وَأَصَابَهُ: ve kendisine geldiğinde | الْكِبَرُ: ihtiyarlık | وَلَهُ: ve onlar | ذُرِّيَّةٌ: ve çocuklarının bulunduğu | ضُعَفَاءُ: aciz | فَأَصَابَهَا: isabet etsin | إِعْصَارٌ: birden bir kasırga | فِيهِ: onlara | نَارٌ: ateşli | فَاحْتَرَقَتْ: yakıp kül etsin | كَذَٰلِكَ: böylece | يُبَيِّنُ: açıklıyor | اللَّهُ: Allah | لَكُمُ: size | الْايَاتِ: ayetleri | لَعَلَّكُمْ: umulurki | تَتَفَكَّرُونَ: düşünürsünüz | (2:266)
|يَا: EY/HEY/AH | أَيُّهَا: SİZ! | الَّذِينَ: kimseler | امَنُوا: iman eden(ler) | أَنْفِقُوا: infak edin | مِنْ: -nden | طَيِّبَاتِ: iyileri- | مَا: şeylerin | كَسَبْتُمْ: kazandıklarınız | وَمِمَّا: ve şeylerden | أَخْرَجْنَا: çıkardığımız | لَكُمْ: sizin için | مِنَ: -den | الْأَرْضِ: yer- | وَلَا: | تَيَمَّمُوا: kalkışmayın | الْخَبِيثَ: kötü şeyleri | مِنْهُ: | تُنْفِقُونَ: sadaka vermeye | وَلَسْتُمْ: | بِاخِذِيهِ: kendinize alamayacağınız | إِلَّا: başka şekilde | أَنْ: | تُغْمِضُوا: göz yummadan | فِيهِ: ondan | وَاعْلَمُوا: bilin ki | أَنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | غَنِيٌّ: zengindir | حَمِيدٌ: övülmüştür | (2:267)
|الشَّيْطَانُ: şeytan | يَعِدُكُمُ: size vaad eder | الْفَقْرَ: fakirliği | وَيَأْمُرُكُمْ: ve size emreder | بِالْفَحْشَاءِ: çirkin şeyleri yapmayı | وَاللَّهُ: Allah ise | يَعِدُكُمْ: size va'adediyor | مَغْفِرَةً: bağışlama | مِنْهُ: kendi tarafından | وَفَضْلًا: ve lutuf | وَاللَّهُ: şüphesiz Allah'ın | وَاسِعٌ: (lutfu) geniştir | عَلِيمٌ: (O) bilendir | (2:268)
|يُؤْتِي: verir | الْحِكْمَةَ: Hikmeti | مَنْ: kimseye | يَشَاءُ: dilediği | وَمَنْ: ve kimse | يُؤْتَ: verilen | الْحِكْمَةَ: Hikmet | فَقَدْ: elbette | أُوتِيَ: verilmiştir | خَيْرًا: hayır | كَثِيرًا: çok | وَمَا: | يَذَّكَّرُ: bunu anlamaz | إِلَّا: başkası | أُولُو: sahiplerinden | الْأَلْبَابِ: akıl | (2:269)
|وَمَا: ve ne | أَنْفَقْتُمْ: infak ederseniz | مِنْ: | نَفَقَةٍ: nafaka olarak | أَوْ: veya | نَذَرْتُمْ: (ne) adarsanız | مِنْ: | نَذْرٍ: adak olarak | فَإِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | يَعْلَمُهُ: onu bilir | وَمَا: yoktur | لِلظَّالِمِينَ: zalimler için | مِنْ: hiçbir | أَنْصَارٍ: yardımcı | (2:270)
|إِنْ: eğer | تُبْدُوا: açıktan verirseniz | الصَّدَقَاتِ: sadakaları | فَنِعِمَّا: ne güzeldir | هِيَ: bu | وَإِنْ: eğer | تُخْفُوهَا: onları gizler | وَتُؤْتُوهَا: ve verirseniz | الْفُقَرَاءَ: fakirlere | فَهُوَ: bu | خَيْرٌ: daha iyidir | لَكُمْ: sizin için | وَيُكَفِّرُ: ve kapatır | عَنْكُمْ: sizden | مِنْ: bir kısmını | سَيِّئَاتِكُمْ: günahlarınızın | وَاللَّهُ: Allah | بِمَا: şeylerden | تَعْمَلُونَ: yaptıklarınız | خَبِيرٌ: haberdardır | (2:271)
|لَيْسَ: değildir | عَلَيْكَ: senin üzerine | هُدَاهُمْ: onları hidayet etmek | وَلَٰكِنَّ: fakat | اللَّهَ: Allah'tır | يَهْدِي: doğru yola ileten | مَنْ: kimseyi | يَشَاءُ: dilediği | وَمَا: | تُنْفِقُوا: verdiğiniz | مِنْ: her | خَيْرٍ: hayır | فَلِأَنْفُسِكُمْ: kendiniz içindir | وَمَا: | تُنْفِقُونَ: infak edemezsiniz | إِلَّا: dışında | ابْتِغَاءَ: kazanmak için | وَجْهِ: (yüzü) rızasını | اللَّهِ: Allah'ın | وَمَا: ve ne | تُنْفِقُوا: verseniz | مِنْ: -dan | خَيْرٍ: hayır- | يُوَفَّ: tastamam verilir | إِلَيْكُمْ: size | وَأَنْتُمْ: ve siz | لَا: asla | تُظْلَمُونَ: zulmedilmezsiniz | (2:272)
|لِلْفُقَرَاءِ: (Sadakalar) fakirler içindir | الَّذِينَ: kimseler (için) | أُحْصِرُوا: kapanıp kalan | فِي: | سَبِيلِ: yolunda | اللَّهِ: Allah | لَا: yoktur | يَسْتَطِيعُونَ: güçleri | ضَرْبًا: gezmeye | فِي: -nde | الْأَرْضِ: yeryüzü- | يَحْسَبُهُمُ: onları sanırlar | الْجَاهِلُ: bilmeyenler | أَغْنِيَاءَ: zengin | مِنَ: dolayı | التَّعَفُّفِ: utangaçlıklarından | تَعْرِفُهُمْ: onları tanırsın | بِسِيمَاهُمْ: simalarından | لَا: | يَسْأَلُونَ: istemezler | النَّاسَ: insanlardan | إِلْحَافًا: ısrarla | وَمَا: ne varsa | تُنْفِقُوا: yaptığınız | مِنْ: -dan | خَيْرٍ: hayır- | فَإِنَّ: şüphesiz | اللَّهَ: Allah | بِهِ: onu | عَلِيمٌ: bilir | (2:273)
|الَّذِينَ: o kimseler ki | يُنْفِقُونَ: infak edenler | أَمْوَالَهُمْ: mallarını | بِاللَّيْلِ: gece | وَالنَّهَارِ: ve gündüz | سِرًّا: gizli | وَعَلَانِيَةً: ve açık | فَلَهُمْ: vardır | أَجْرُهُمْ: ödülü | عِنْدَ: yanında | رَبِّهِمْ: Rableri | وَلَا: yoktur | خَوْفٌ: korku | عَلَيْهِمْ: onlara | وَلَا: | هُمْ: ve onlar | يَحْزَنُونَ: üzülmeyeceklerdir | (2:274)
|الَّذِينَ: o kimseler ki | يَأْكُلُونَ: yerler | الرِّبَا: Riba (faiz) | لَا: | يَقُومُونَ: kalkamazlar | إِلَّا: ancak | كَمَا: gibi | يَقُومُ: kalkarlar | الَّذِي: kimse | يَتَخَبَّطُهُ: çarptığı | الشَّيْطَانُ: şeytanın | مِنَ: | الْمَسِّ: dokunup | ذَٰلِكَ: bu | بِأَنَّهُمْ: onların | قَالُوا: demelerindendir | إِنَّمَا: şüphesiz | الْبَيْعُ: alışveriş de | مِثْلُ: gibidir | الرِّبَا: riba (faiz) | وَأَحَلَّ: oysa helal kılmıştır | اللَّهُ: Allah | الْبَيْعَ: alış-verişi | وَحَرَّمَ: ve haram kılmıştır | الرِّبَا: ribayı | فَمَنْ: kime | جَاءَهُ: gelir de | مَوْعِظَةٌ: bir öğüt | مِنْ: -nden | رَبِّهِ: Rabbi- | فَانْتَهَىٰ: (ribadan) vazgeçerse | فَلَهُ: Zira onlar/onlarsa | مَا: ne varsa | سَلَفَ: geçmişte | وَأَمْرُهُ: ve işi de | إِلَى: kalmıştır | اللَّهِ: Allah'a | وَمَنْ: kim | عَادَ: tekrar (ribaya) dönerse | فَأُولَٰئِكَ: onlar | أَصْحَابُ: halkıdır | النَّارِ: ateş | هُمْ: onlar | فِيهَا: orada | خَالِدُونَ: ebedi kalacaklardır | (2:275)
|يَمْحَقُ: mahveder | اللَّهُ: Allah | الرِّبَا: ribayı | وَيُرْبِي: ve artırır | الصَّدَقَاتِ: sadakaları | وَاللَّهُ: Allah | لَا: | يُحِبُّ: sevmez | كُلَّ: hiçbir | كَفَّارٍ: inkarcıları | أَثِيمٍ: günahkar | (2:276)
|إِنَّ: şüphesiz | الَّذِينَ: kimseler | امَنُوا: iman eden | وَعَمِلُوا: ve işler yapanlar | الصَّالِحَاتِ: salih (güzel) | وَأَقَامُوا: ve -doğrulmak | الصَّلَاةَ: SaLâTe/Desteğe | وَاتَوُا: ve vermek | الزَّكَاةَ: zekatı | لَهُمْ: işte onların | أَجْرُهُمْ: ödülleri | عِنْدَ: yanındadır | رَبِّهِمْ: Rableri | وَلَا: yoktur | خَوْفٌ: korku | عَلَيْهِمْ: onlara | وَلَا: | هُمْ: ve onlar | يَحْزَنُونَ: üzülmeyeceklerdir | (2:277)
|يَا: EY/HEY/AH | أَيُّهَا: SİZ! | الَّذِينَ: kimseler | امَنُوا: iman eden(ler) | اتَّقُوا: korkun | اللَّهَ: Allah'tan | وَذَرُوا: ve bırakın (almayın) | مَا: ne varsa | بَقِيَ: geri kalan | مِنَ: -dan | الرِّبَا: riba- | إِنْ: eğer | كُنْتُمْ: idiyseniz | مُؤْمِنِينَ: inanıyor | (2:278)
|فَإِنْ: eğer | لَمْ: | تَفْعَلُوا: böyle yapmazsanız | فَأْذَنُوا: bilin | بِحَرْبٍ: savaşa açıldığını | مِنَ: (tarafından) | اللَّهِ: Allah | وَرَسُولِهِ: ve Elçisi | وَإِنْ: ve eğer | تُبْتُمْ: tevbe ederseniz | فَلَكُمْ: sizindir | رُءُوسُ: ana | أَمْوَالِكُمْ: malınız | لَا: | تَظْلِمُونَ: ne haksızlık edersiniz | وَلَا: | تُظْلَمُونَ: ne de haksızlığa uğratılırsınız | (2:279)
|وَإِنْ: eğer (borçlu) | كَانَ: ise | ذُو: (içinde) | عُسْرَةٍ: darlık | فَنَظِرَةٌ: beklemek (lazımdır) | إِلَىٰ: kadar | مَيْسَرَةٍ: bir kolaylığa | وَأَنْ: ve eğer | تَصَدَّقُوا: sadaka olarak bağışlarsanız | خَيْرٌ: daha hayırlıdır | لَكُمْ: sizin için | إِنْ: eğer | كُنْتُمْ: | تَعْلَمُونَ: bilirseniz | (2:280)
|وَاتَّقُوا: sakının | يَوْمًا: şu günden | تُرْجَعُونَ: döndürüleceğiniz | فِيهِ: onda | إِلَى: | اللَّهِ: Allah'a | ثُمَّ: sonra | تُوَفَّىٰ: tastamam verilecektir | كُلُّ: her | نَفْسٍ: kişiye | مَا: ne | كَسَبَتْ: kazandıysa | وَهُمْ: ve onlara | لَا: | يُظْلَمُونَ: haksızlık edilmeyecektir | (2:281)
|يَا: EY/HEY/AH | أَيُّهَا: SİZ! | الَّذِينَ: kimseler | امَنُوا: iman eden(ler) | إِذَا: zaman | تَدَايَنْتُمْ: birbirinize verdiğiniz | بِدَيْنٍ: borç | إِلَىٰ: kadar | أَجَلٍ: süreye | مُسَمًّى: belirli bir | فَاكْتُبُوهُ: onu yazın | وَلْيَكْتُبْ: ve yazsın | بَيْنَكُمْ: aranızda | كَاتِبٌ: bir yazıcı | بِالْعَدْلِ: adaletle | وَلَا: | يَأْبَ: kaçınmasın (yazsın) | كَاتِبٌ: yazıcı | أَنْ: | يَكْتُبَ: yazmaktan | كَمَا: şekilde | عَلَّمَهُ: kendisine öğrettiği | اللَّهُ: Allah'ın | فَلْيَكْتُبْ: yazdırsın | وَلْيُمْلِلِ: yazdırsın | الَّذِي: kimse | عَلَيْهِ: üzerinde | الْحَقُّ: hak olan (borçlu) | وَلْيَتَّقِ: korksun | اللَّهَ: Allah'tan | رَبَّهُ: Rabbi olan | وَلَا: | يَبْخَسْ: eksik etmesin | مِنْهُ: ondan (borcundan) | شَيْئًا: hiçbir şeyi | فَإِنْ: eğer | كَانَ: ise | الَّذِي: kimse | عَلَيْهِ: | الْحَقُّ: borçlu olan | سَفِيهًا: aklı ermez | أَوْ: yahut | ضَعِيفًا: zayıf | أَوْ: ya da | لَا: | يَسْتَطِيعُ: güç yetiremiyecek | أَنْ: | يُمِلَّ: kendisi yazdırmaya | هُوَ: o | فَلْيُمْلِلْ: yazdırsın | وَلِيُّهُ: onun velisi | بِالْعَدْلِ: adaletle | وَاسْتَشْهِدُوا: şahid tutun | شَهِيدَيْنِ: iki şahidi | مِنْ: -den | رِجَالِكُمْ: erkekleriniz- | فَإِنْ: eğer | لَمْ: | يَكُونَا: yoksa | رَجُلَيْنِ: iki erkek | فَرَجُلٌ: (o zaman) bir erkek | وَامْرَأَتَانِ: iki kadın | مِمَّنْ: kimse | تَرْضَوْنَ: razı olduğunuz | مِنَ: -den | الشُّهَدَاءِ: şahidler- | أَنْ: ta ki | تَضِلَّ: şaşırırsa | إِحْدَاهُمَا: kadınlardan biri | فَتُذَكِّرَ: hatırlatması için | إِحْدَاهُمَا: biri | الْأُخْرَىٰ: diğerine | وَلَا: | يَأْبَ: kaçınmasınlar | الشُّهَدَاءُ: şahidler | إِذَا: zaman | مَا: bir şeye | دُعُوا: çağrıldıkları | وَلَا: | تَسْأَمُوا: üşenmeyin | أَنْ: | تَكْتُبُوهُ: yazmaktan | صَغِيرًا: az olsun | أَوْ: veya | كَبِيرًا: çok olsun | إِلَىٰ: kadar | أَجَلِهِ: onu süresine | ذَٰلِكُمْ: bu | أَقْسَطُ: daha adaletli | عِنْدَ: katında | اللَّهِ: Allah | وَأَقْوَمُ: ve daha sağlam | لِلشَّهَادَةِ: şahidlik için | وَأَدْنَىٰ: ve daha elverişlidir | أَلَّا: | تَرْتَابُوا: kuşkulanmamanız için | إِلَّا: ancak | أَنْ: | تَكُونَ: olursa | تِجَارَةً: ticaret | حَاضِرَةً: peşin | تُدِيرُونَهَا: hemen alıp vereceğiniz | بَيْنَكُمْ: aranızda | فَلَيْسَ: yoktur | عَلَيْكُمْ: üzerinize | جُنَاحٌ: bir günah | أَلَّا: ötürü | تَكْتُبُوهَا: onu yazmamanızdan | وَأَشْهِدُوا: ve şahid tutun | إِذَا: zaman da | تَبَايَعْتُمْ: alışveriş yaptığınız | وَلَا: | يُضَارَّ: asla zarar verilmesin | كَاتِبٌ: yazana da | وَلَا: ve | شَهِيدٌ: şahide de | وَإِنْ: eğer | تَفْعَلُوا: (bir zarar) yaparsanız | فَإِنَّهُ: şüphesiz | فُسُوقٌ: kötülük olur | بِكُمْ: kendinize | وَاتَّقُوا: korkun | اللَّهَ: Allah'tan | وَيُعَلِّمُكُمُ: ve size öğretiyor | اللَّهُ: Allah | وَاللَّهُ: Allah | بِكُلِّ: her | شَيْءٍ: şeyi | عَلِيمٌ: bilir | (2:282)
|وَإِنْ: ve eğer | كُنْتُمْ: olur da | عَلَىٰ: | سَفَرٍ: seferde | وَلَمْ: | تَجِدُوا: bulamazsanız | كَاتِبًا: yazacak birini | فَرِهَانٌ: rehinler (yeter) | مَقْبُوضَةٌ: alınan | فَإِنْ: eğer | أَمِنَ: güvenirseniz | بَعْضُكُمْ: biriniz | بَعْضًا: diğerinize | فَلْيُؤَدِّ: ödesin | الَّذِي: kimse | اؤْتُمِنَ: kendisine güvenilen | أَمَانَتَهُ: emanetini | وَلْيَتَّقِ: ve korksun | اللَّهَ: Allah'tan | رَبَّهُ: Rabbi olan | وَلَا: | تَكْتُمُوا: gizlemeyin | الشَّهَادَةَ: şahidliği | وَمَنْ: ve kimse | يَكْتُمْهَا: onu gizleyen | فَإِنَّهُ: şüphesiz o | اثِمٌ: günahkardır | قَلْبُهُ: onun kalbi | وَاللَّهُ: Allah | بِمَا: şeyleri | تَعْمَلُونَ: yaptıklarınız | عَلِيمٌ: bilir | (2:283)
|لِلَّهِ: Allah'ındır | مَا: ne | فِي: varsa | السَّمَاوَاتِ: göklerde | وَمَا: ve ne | فِي: varsa | الْأَرْضِ: yerde | وَإِنْ: ve eğer | تُبْدُوا: açıklasanız da | مَا: şeyi | فِي: | أَنْفُسِكُمْ: içlerinizdeki | أَوْ: veya | تُخْفُوهُ: gizleseniz de | يُحَاسِبْكُمْ: sizi hesaba çeker | بِهِ: onunla | اللَّهُ: Allah | فَيَغْفِرُ: bağışlar | لِمَنْ: kimseyi | يَشَاءُ: dilediği | وَيُعَذِّبُ: azabeder | مَنْ: kimseyi | يَشَاءُ: dilediği | وَاللَّهُ: Allah | عَلَىٰ: | كُلِّ: her | شَيْءٍ: şeye | قَدِيرٌ: kadirdir | (2:284)
|امَنَ: inandı | الرَّسُولُ: Resul | بِمَا: şeye | أُنْزِلَ: indirilen | إِلَيْهِ: kendisine | مِنْ: -nden | رَبِّهِ: Rabbi- | وَالْمُؤْمِنُونَ: ve mü'minler (de) | كُلٌّ: hepsi | امَنَ: inandı | بِاللَّهِ: Allah'a | وَمَلَائِكَتِهِ: ve meleklerine | وَكُتُبِهِ: ve Kitaplarına | وَرُسُلِهِ: ve peygamberlerine | لَا: | نُفَرِّقُ: ayırdetmeyiz (dediler) | بَيْنَ: arasını | أَحَدٍ: hiçbirini | مِنْ: -nden | رُسُلِهِ: O'nun elçileri- | وَقَالُوا: ve dediler ki | سَمِعْنَا: İşittik | وَأَطَعْنَا: ve ita'at ettik | غُفْرَانَكَ: bağışlamanı dileriz | رَبَّنَا: Rabbimiz | وَإِلَيْكَ: sanadır | الْمَصِيرُ: dönüş(ümüz) | (2:285)
|لَا: | يُكَلِّفُ: teklif etmez | اللَّهُ: Allah | نَفْسًا: kimseye | إِلَّا: başkasını | وُسْعَهَا: gücünün yettiğinden | لَهَا: (herkesin) kendine | مَا: şey | كَسَبَتْ: kazandığı | وَعَلَيْهَا: ve aleyhinedir | مَا: şey (kötülük) | اكْتَسَبَتْ: işlediği | رَبَّنَا: Rabbimiz | لَا: | تُؤَاخِذْنَا: bizi sorumlu tutma | إِنْ: eğer | نَسِينَا: unutursak | أَوْ: ya da | أَخْطَأْنَا: yanılırsak | رَبَّنَا: Rabbimiz | وَلَا: | تَحْمِلْ: yük yükleme | عَلَيْنَا: bize | إِصْرًا: ağır | كَمَا: gibi | حَمَلْتَهُ: yüklediğin | عَلَى: üzerine | الَّذِينَ: | مِنْ: | قَبْلِنَا: bizden öncekilerin | رَبَّنَا: Rabbimiz | وَلَا: | تُحَمِّلْنَا: bize yükleme | مَا: şeyleri | لَا: | طَاقَةَ: gücümüzün yetmediğimiz | لَنَا: bizim | بِهِ: ona | وَاعْفُ: ve affet | عَنَّا: bizi | وَاغْفِرْ: bağışla | لَنَا: bizi | وَارْحَمْنَا: bize merhamet et | أَنْتَ: sen | مَوْلَانَا: bizim sahibimizsin | فَانْصُرْنَا: bize yardım eyle | عَلَى: karşı | الْقَوْمِ: toplumuna | الْكَافِرِينَ: kafirler | (2:286)


Kuran Mealleri Veritabanı ve Site Dosyalarını indirmek için TIKLAYINIZ.
[Sitemiz kurulum ve geliştirme aşamasındadır. Hatalar, eksikler bulunmaktadır! Lütfen dikkatli olunuz.]

{sure_meali.php}